Kendi baharını yüreğinde taşımalı insan. Ne olursa olsun, hangi şartlarda yaşarsam yaşayayım, baharımı içimde taşıdığım sürece hiçbirşeyin, hiçkimsenin, hiç bir şartın beni yıpratamayacağını, üzemeyeceğini 35 yaşımdan sonra farkettim. Geç oldu ama güzel oldu :)
Bazıları her çözüme bir problem, her durumda şikayet edecek birşeyler bulur. Ben problemlere çözüm bulmayı, ve bulduğum çözümlerle mutlu olmayı tercih ediyorum.Üstelik bu sadece beni değil çevremdekileri de mutlu ediyor. O zaman mutluluğum katlanıyor, ben de kanatlanıyorum :)
Bildiğiniz gibi evim Ereğli'de, işim ise Düzce'de. İşe gitmek için her sabah şehirlerarası yol yapıyorum. 4 ay önce bu işe ilk girdiğimde herkes "amaan o yola nasıl dayanacaksın, 2 gün sonra bıkar işi bırakırsın" dedi. İtiraf edeyim önceleri sabah 5'te uyanmak, akşam 7'de eve gelmek zor geldi. Sonra her şey gibi buna da alıştım. Ve tadını çıkarmaya başladım. Bu süreçte en etkili olan şey ise yol manzaramdı.
Ereğli'den Düzce'ye giderken önce uzuuuun bir sahilden denizi izleyerek yol alıyor otobüsüm. Sonra ormanların yeşillerin içinden kıvrıla kıvrıla giden dağ yoluna vuruyor kendini. Manzaraları izlerken sandviçim ve çayım eşlik etti bana. Bir de I-phone'um.Ve ben 4 aydır bu yolun hemen hemen her halini gördüm, çoğunu da resimledim.İşte o resimlerden bir demet...
Güneşin doğuşunu da gördüm ...
Sislerden önümü göremediğim de oldu...
Karlarla kaplı yollarda bu doyumsuz manzarayı izleyip işime saatlerce geç kaldığım da...
Baharın gelişini, ağaçların yeşillenmesini de izledim gün be gün...
Ve dışarıdaki mevsim ne olursa olsun elimde I-Phone'um, önümde çayım ve sandviçim, ve YÜREĞİMDE KENDİ BAHARIM oldu.Yüreğinize BAHARLAR gelmesi dileği ile. :)
















