30 Ekim 2010 Cumartesi

KPSS RELOADED :)

Birinci KPSS meydan muharebesinden çıktığımda her şey bitti sanıp rahat bir nefes almıştım ki; önce sınav sorularının sınavdan önce birilerine!!! servis edildiğini öğrenendim, sonra da istediğim bölümde öğretmenlik yapamayacağımı.Bu yüzden düzgün bir puan aldığı halde tüm vücudunu kurdeşen basan hatun bendim hatırladınız mı?  :)  


Şimdi sınava sadece son 2 hafta şöyle bir bakan ve sonuçtan hiç umutlu olmadığı halde yarın gidip 2. KPSS meydan muharebesine katılacak olan hatun da benim :)


Ve şu anda yarın Ereğli-Zonguldak yolunda dinleyeceğim müzikleri bilgisayarımdan hafıza kartına aktarmakla uğraşıyorum. Sanırım sıyırdım :) Otur iki soru daha çöz değil mi? Ama öyle güzel manzaralı bir yol ki, orada güzel şarkılar dinlememek hem o yola hem de müziğe haksızlık olur :) 


İşte yarın yolda defalarca dinleyeceğim, bugünlerde en çok sevdiğim şarkının videosuna buradan ulaşabilirsiniz. Gönülçelen dizisinin görüntüleri eşliğinde, Seyyan Hanım'dan Hasret isimli şarkı

Gelelim sınav dileklerime. 1. sınavda kopya çekenler, o kadar çok beddua aldınız ki vallahi yatacak yeriniz yok. O yüzden size başarılar falan dilemiyorum mahvolursunuz inşAllah. Kopya çekmeyenlere, öğretmenlik mesleğini yapmaya layık olan , bu mesleğin onurunu gururunu yaşatacak olan, yeni nesillere bir faydası olabilecek olan herkese ve tabi ki kendime yarın başarılar diliyorum. Sınavdan sonra daha sık görüşmek üzere. 

29 Ekim 2010 Cuma

GURURLA, ONURLA... CUMHURİYETİMİZ 87 YAŞINDA...

Cumhuriyetimizin 87. yılını onurla şerefle kutladığımız bu güzel günde, Yılmaz Özdil'in bugünkü yazısına yer vermek istedim bloğumda. Eline kalemine sağlık büyük usta.
 
 
29 Ekim
Konstantin...
Yunan Kralı’ydı.


Kayzer’in kız kardeşiyle evliydi; Alman İmparatoru’nun hem eniştesi, hem kuklasıydı. Kayzer ne derse onu yaptığı için, İngilizlerin yanında yer almadı. İngilizler baktı ki, bu kuklayla olmuyor, başka kukla buldular. “Efendi gibi çekil, yoksa seni devirip, Venizelos’u başa geçireceğiz” dediler.
Buldukları kukla, Venizelos değildi aslında...
Kral’ın küçük oğlu Aleksandros’tu.
*
Konstantin tırstı.
Kendisi gibi Alman kuklası olan büyük oğlunu da yanına aldı, Almanya’ya sığındı.
*
Aleksandros hayırlı evlattı!
Babasını yolcu etti...
Tahta geçti.
*
Lay lay lom bi arkadaştı.
Tahtın yaşayan iki vârisi varken, kral olma ihtimali bulunmadığı için, piyangodan kral olana kadar Yunanistan’a uğramıyor, Oxford’da okuduğu için İngiltere’de yaşıyor, tenis oynuyor, futbol maçlarına gidiyor, otomobil yarıştırıyor, para saçıyor, kızlarla gününü gün ediyordu.
*
Kafaya tacı taktılar.
İplerini Venizelos’a verdiler.
*
Venizelos, İngilizlerle işi bağlamıştı, “Takıl bana, seni İzmir’de krallar gibi yaşatıcam” dedi, tuttu kolundan bu kazmayı, İzmir’i işgal ettirdi. İngilizler Venizelos’u kullanıyor, Venizelos İngilizleri kullanıyordu. Anadolu’da gözü yoktu, n’aapsın çorak toprakları, patlıcan ekecek değildi herhalde, hiç acelesi de yoktu, gözü İstanbul’daydı. Osmanlı paketlendikten sonra, kurşun bile sıkmadan oturduğu Ege’nin ve ardından İstanbul’un tapusunu alma niyetindeydi.
*
Bizim İngiliz kuklası padişah, Mustafa Kemal’e idam fermanı çıkardığında... Öbür kukla Aleksandros, sarayında, sevgili köpeği Fritz ile oynuyordu; bi de maymunu vardı, Moritz.
*
Maymun Moritz, köpek Fritz’i kıskandı, saldırdı, Kral araya girdi, ayırmaya çalıştı, maymun dolmuş iyice tabii, bu saatten sonra kralını tanımam dedi, Kral’a da girişti... Kral’ın yüzü gözü haşat oldu, kan revan... Maymun köpeği öldürdü, askerler de maymunu vurdu.
*
Gel gör ki, kan zehirlenmesi olmuştu, İzmir’i işgal emrini veren kukla, bağıra bağıra öldü.
*
Konstantin, maymuna dua ederek, eskisinden güçlü şekilde geri geldi, tahta oturdu. Hadi bakalım, Venizelos topladı bavulu, İngiltere’ye sığındı. İngilizler mecburen, üç maymunu oynadı, tahttan indirdikleri Konstantin’in tahta oturmasına ses çıkaramadı. Üstelik, dünya savaşı bitmişti, Almanlar ayvayı yemişti, dolayısıyla, artık Konstantin’i de kendi çıkarları için maymuncuk olarak kullanabilirlerdi. Pek beğendiler bu fikirlerini...
Şampanya patlattılar.
*
Gel gör ki, maymun sayesinde tahta dönen Konstantin, maymun iştahlıydı, masada paylaşımı beklemedi, kendini başkomutan ilan etti, “mahvoluruz” diyen subaylarını dinlemedi, kahraman edasıyla Anadolu’ya saldırdı.
*
Mustafa Kemal, işte bu hatalı hamleyi bekliyordu... İzmir’e ve İstanbul’a yerleşmiş, durarak savunma yapacak olan işgal güçlerini söküp atmak zordu. Hiç tanımadıkları Ege coğrafyasına yayılan Yunan ordusunu, salam gibi dilim dilim doğrayacağını biliyordu. Öyle yaptı. Önce durdurdu, sonra süvarileriyle aralarına girerek, birbirleriyle bağlarını kopardı, sırtı boşta kalan paniğe kapıldı, İzmir’e doğru kaçmaya başladı...
Hoş gelişler ola, ittirdi, denize döktü.
*
Kukla mucidi ve suçu başkasına yıkma uzmanı Winston Churchill, şu tespiti yapmak zorunda kaldı: “Bir maymun çırmığı, İstanbul’u kaybetmemize ve 250 bin insanın ölümüne mal oldu!”*
Siz siz olun... Bedelini kanla-canla ödediğimiz cumhuriyetimize sahip çıkın, aman diim, devlet katında maymun barındırmayın.

18 Ekim 2010 Pazartesi

HELLO :)

Hani ben iş arıyorum ya. İşte iş bulana kadar evde otırmak yerine öğretmenlik yapayım dedim. Ve bir anda kendimi bir köy okulunda İngilizce Öğretmeni olarak buldum. 

Ha ha ha ne alaka demeyin :) Branşım bilgisayar ama yan dal olarak da İngilizce derslerine de girebiliyorum. Zaten sistem öyle komik ki, Bilgisayar Dersi'ne Din Kültürü Öğretmeni, İngilizce'ye Bilgisayar Öğretmeni, Müzik dersine de İngilizce Öğretmeni giriyor :)

10 gündür güya bloğa yazı yazacağım, güya KPSS çalışacağım. Nerdeeeee? Her gece saatlerce çalışıp bir sonraki günün derslerine hazırlanıyorum. Planlar, öğrencilerin ilgisini çekecek sunumlar, exercise'lar :))) hazırlıyorum her gün... 

Ve sabah olduğunda 40 km'lik yolu koştura koştura şirin küçük pırıl pırıl köy okuluna gidiyorum. Ve bahçede koşturan öğrencilerimin gülümsemesi aydınlatıyor günümü.

Hadi "good evening" ladies and gentlemen :) Benim yarınki dersime hazırlanmam lazım.  

2 Ekim 2010 Cumartesi

ŞARK HAN - ALIŞVERİŞ CENNETİ

İstanbul'a gittiğimde uğramadan geçemediğim yerlerden birisi Şark Han. Adı üzerinde Çinden ve Ortadoğu'dan gelen çeşit çeşit malların satıldığı 5-6 katlı bir han burası. Haftaiçi her gün sabah 8'den akşam 5'e kadar açık. Cumartesi günleri de 9-4 arası açık sanırım.

 
Şark Han'a gitmek için Eminönü'nde Mısır Çarşısı Yeni Cami Kapısı'ndan girin. Tam karşıdaki kapıdan çıkınca Mercan Yokuşu'nu sorun. Yokuştan yukarıya doğru yürürken sağınızda Şark Han'ı göreceksiniz.

 Şark Han'ın tam karşısındaki dükkandaki miniş şeker kuzular. 

 Şark Han'ın girişi...
 Vidalardan yapılan bu biblolara bayılıyorum. Hem çok ucuz hem de hediyelik olarak harikalar. Tanesi 4 TL.


 Bu dükkanda sadece çocuklara özel biblolar, kalemlikler, çerçeveler, duvar saatleri var :)

Burası da tamamen mutfak eşyaları ile dolu bir dükkan.

 Afrika motifleri üle süslü bir dükkan. Kedicikler kapının girişi için şahane değil mi? :)


Ve benim en sevdiğim dükkan. Doğal taşlar, kolye uçları, yüzükler. Bakmaya doyamıyorum. Takı yapan kardeşime de sıra sıra bir dolu doğal yarı değerli taş aldım buradan.


 Doğal taş dükkanının diğer tarafından bir görüntü.

Giriş katındaki dükkanda yeni doğanlar için muhteşem şeyler bulmak mümkün. Ama içeridekiler pek bir asık suratlı. Girişin üst katındaki dükkanı tercih ederim.


Salon için süsler ıvır zıvır satılan bir başka dükkan. Fiyatlar çok çok uygun.

 Rengarenk desen desen çanta askılıkları. Tanesi 5 TL.


 Yine bir başka hediyelik eşya dükkanı.

Bebek doğum,mevlüt şekerleri vs yapmak için malzemeler satan bir dükkan...


 Son zamanlarda cok moda olan duvar stickerları. Tanesi 1-1,5 TL...


Veeee çıkış istikametimde bana kendimi pamuk prenses gibi hissettiren cüce heykelleri :)



Evet tanıtım ve fotoğraflar benden. Gidip gezmesi sizden :) Bu arada dükkanların çoğunda Çinliler var ama Türkçe biliyorlar. Perakende mi toptan mı diye de mutlaka sorun ve pazarlık yapın fiyatlar çok değişiyor. 

OKYANUS SAKİNLERİ

  © Blogger template 'Sunshine' by Ourblogtemplates.com | Distributed by Deluxe Templates 2008

Back to TOP