24 Nisan 2010 Cumartesi

YİNE YOLLARDA...

Birazdan evden çıkacağım. Bavulum, eşyalarım ve bilgisayarım; hepsi hazır. 15 gün kadar burada olamayacağım. Gideceğim yerde internet erişimim olmayacak. Döndüğümde deneyip beğendiğim yepyeni ürün önerileri ile aranızda olacağım. Şimdilik sağlıkla mutlulukla kalın...

23 Nisan 2010 Cuma

HER 23 NİSAN

Her 23 Nisanda iki fotoğraf canlanıyor gözlerimin önünde. Birincisinde köydeyiz. Tüm köy halkı okulun bahçesinde toplanmış. Herkes en yeni giysilerini giymiş. Bahçede eğlenceli yarışmalar yapılıyor. Mendil kapmaca, çuval yarışları, kaşıkta yumurta taşımaca, aklınıza ne gelirse. Kahkahalar ,eğlenceler gırla gidiyor. Sonra  köyün öğretmeni çıkıyor. Harika bir konuşma yapıyor. Gözlerinde Atatürk'ün öğretmenlerine özgü o coşku ile anlatıyor Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışını, Kurtuluş savaşımızı. Gururla dinliyorum onu, ne kadar da yakışıklı ve ela gözleri nasıl da parlıyor bizlere bakarken. Alkışlardan sonra sıra ile şiirlerimizi okuyoruz. Sıra bana gelince şiirimi ezberden okuyorum ve dönüp gülümsüyorum mutluluk ve gururla bana bakan öğretmenime. Canım babama. 


İkinci fotoğrafta bir hastahane odasındayız. Yine bir 23 Nisan. Aklıma esmiş , atlamış uçağa babamı görmeye gitmişim Adana'ya. Meğerse komadaymış söylememişler bana. Ama içime doğmuş işte. 6 yıldır onu gün be gün kemiren kanser iyileşmiş ama hastahane mikrobu denen illete teslim olmuş ,yanıyor vücudu. Günlerdir kimseyi tanımayan babam gözlerini açıp da beni görünce yine o günkü gibi mutluluk ve gururla parlıyor ela gözleri. Gülümsüyor "Sen mi geldin kızım" diyor. Ve bir gün sonra da gözlerini tamamen yumuyor bambaşka bir dünyaya gitmek üzere. 

İşte 2004 yılından bu yana bu yüzden daha bir anlamlı 23 Nisanlar benim için. Ve bu yüzdendir  her 23 Nisan'da penceremize bayrağımızı asarken gözlerimin nemlenmesi.  

SAMSUN GEZİMİZ 2

Muhteşem bir havada başlayan Samsun gezimizin geri kalanı, malesef soğuk ve yağmura teslim oldu. Hatta bir gece kar bile yağmış ki o benim duştan sonra ıslak saçla uyuduğum gece idi. Kelimenin tam manası ile kafayı üşüttüm hala da kendime gelemedim. Bir kaç gün önce sürekli  kusma ve korkunç bir baş ağrısı ile hastahaneye kaldırdı arkadaşlar. Eşim her hasta anımda olduğu gibi nöbetçi idi :( . Bir daha saçlarımı kurutmadan yatmak mı tövbe...
Samsundaki geri kalan günlerimi eşim sürekli görevde olduğu için kayınvalidemle eve kapanarak ve anne kız dedikodu yaparak geçirdik :) Meşhur lahana dolması hikayemi duyunca sağolsun oturup kara lahana sarmayı öğretti bana . Tencerede görünen sarmaların yarısını ben sardım. Şu tipi bana benzeyen kısa tombul sarmalar benim eserim ... 
Bir de imalı hediye verdi bana kayınvalidem. Bir kırmızı beyaz bir yeşil beyaz patik örmüş seç birini dedi :) Ben de yeşil olanı seçtim hani yeşil murattır ya bakarsın tutar dileklerim.

Aşağıdaki fotoğraf  ise yolda bir anda bizi şoka uğratan manzaraya ait. Sizce de dağın üzerinde insan yüzleri yok mu? 

21 Nisan 2010 Çarşamba

SAMSUN GEZİMİZ 1

Seyahat etmeyi çok seven bir çift olarak geze eğlene 8 saatte gittik Samsun'a. Benim hazırladığım müzikler ve daha önce burada anlattığım araç içi FM transmitter de yol boyu arkadaşımız oldu. Biz yola çıkmadan önceki gün yağmur yağdığı için ağaçların yeşili daha bir parlak, daha bir güzeldi :) Ereğli-Düzce-Bolu arası yolun en güzel manzaralı bölümüydü. Sağda deniz solda yemyeşil orman; sonrasında sadece orman manzarası gözümüze bayram ettirdi. 
Her zamanki ritüelimizi gerçekleştirip Bolu Dağı'nda Cafer Usta'da mola verdik. Genelde kahvaltı saatine denk geliyorduk bu kez öğle yemeği molası verdiğimiz için ızgara köfte ve o muhteşem kaymaklı yoğurtlarından yedik. Resimdeki güzelim ballı tereyağını da tatlı niyetine yiyip yolumuza devam ettik.    
Yolun Bolu'dan sonraki kısmı ise sıkıcı ve kuraktı. Burayı da uydurukçu şarkıları ile eşim şenlendirdi :) Samsun'a akşam saat 8'de  ancak varabildik bu yüzden yorumlara da yazılan o meşhur menemenciye uğrayamadık. 

Gezinin geri kalanı bir sonraki postta, görüşmek üzere...  :)

5 Nisan 2010 Pazartesi

YOLCULUK VAKTİ

Yarın öğlen eşimin memleketi Samsun'a doğru yola çıkıyoruz. O orada görevli olduğu için çalışacak, ben de ne zamandır görmediğim kayınvalidemle oğlunu çekiştireceğim :) Bir de kara lahana dolması yapmayı öğreneceğim tabi ki. :) 
 
Uzun zamandır beraber uzun yolculuk yapamamıştık. Şimdi bu 7 saatlik yolculuğun tadını sonuna kadar çıkarmak istiyoruz. Bu arada söylemiş miydim bilmiyorum ama direksiyonda her zamanki gibi yine ben varım. CD lerimiz, bavulumuz, eşyalarımız hazır, fotoğraf makinam çantamda yerini aldı bile. Ereğli-Samsun yolu üzerinde önerebileceğiniz güzel yol lokantası tekliflerine açığız. Samsun dönüşü görüşmek üzere...

2 Nisan 2010 Cuma

VEEE İŞTE FACİA LAHANA SARMAM

Lahanalarla cebelleşmemin sonu bu işte. Hani herkesin çok iyi bildiği "kaya kurabiye" vardır, "perişan kurabiye" de denir; işte benim lahana sarmaları da ona benzedi. Şekilsiz ve çok lezzetli. İki kişi  tencerenin tamamını bitirdiğimize göre lezzeti konusunda mütevazı davranmayacağım :) Bir dahakine görüntüyü de tutturabilirim uımarım...

OKYANUS SAKİNLERİ

  © Blogger template 'Sunshine' by Ourblogtemplates.com | Distributed by Deluxe Templates 2008

Back to TOP