30 Aralık 2009 Çarşamba

YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN...

Hoşgeldin 2010. Arkasından konuşmak gibi olmasın ama senden önceki yıl resmen bir felaketler silsilesi şeklinde geçti. Burcumda dolaşan Satürn giderayak eziyet etti durdu. Neyse ki 17 yıl boyunca bir daha uğramayacak burcuma. Allah tekrarından ve daha beterinden korusun hepimizi.

İki kez işimden ayrıldım,
Yalancı, salak insanlara güvenip kazıklandım,
Hiç aklımda yokken eşimin tayini nedeni ile taşınmak zorunda kaldım,
Kardeşlerim düşük yaptı, 2 yeğenimi doğmadan kaybettim,
Bebek denemelerimiz sonuçsuz kaldı,
Maddi, manevi çok sıkıntılar yaşadım,
Tip2 diyabet hastası olduğumu öğrendim,
Geçen yılın üstüne 5 kilo daha aldım ve henüz veremedim,
Yıl boyu kendimi geliştirecek hiç birşey yapamadım,
Ve 2009'un bana attığı son kazık da dün hapşırığımı tutayım derken galiba kaburgamı kırdım. :(


2009 yılı'nın getirdiği tek güzel şey resimdeki şirinlik muskası yeğenim Beril oldu. Ben hepimize Beril kadar tatlı, güzel, umut dolu bir 2010 yılı diliyorum.


NOT: Berilciğe bu cici noel bebek kıyafetini FaceInHole sitesi sayesinde giydirdim. Siz de bu siteden sevdiklerinizin ya da sevmediklerinizin :)  yüzlerini değişik resimlere ekleyebilirsiniz.

24 Aralık 2009 Perşembe

KÖMBE-KEREBİÇ KALIPLARI

Kerebiç tarifini ilk kez 2004 yılında sevgili Hatice'nin Portakal Ağacı bloğunda gördüm . Sonra da Antakya Uzunçarşı'da kerebiç kalıplarını görünce dayanamayıp bir kaç tane aldım. Ben bir türlü kömbe ya da kerebiç yapamadım ama "kalıbı bulamıyorum" diyen bir çok arkadaşa kendi kalıplarımı yolladım. :))))  Sonra onların yerine  yenilerini aldım ve bu sayede sanırım 150 tane kalıp sattım. Tek sorun kargo görevlisine kutunun içinde takır tukur eden şeyin ne olduğunu anlatmak :)

Şimdi Antakya'ya her gidişimde bunlardan 15-20 tane alıyorum ve evde sürekli bulunuyor. Bu 4 desenin herhangi birinden almak isterseniz bana mail atmanız yeterli.

23 Aralık 2009 Çarşamba

TABAĞIMDAKİ SAĞLIK


Portakal, mandalina ve greyfurt dilimleri. Bir kış sabahında, güzel insanlarla paylaşılan güzel bir sofrada, Bolu Dağı'nın sisli puslu soğuk havasında içimi ısıtan, sıkıntımı dağıtan bu tabak geldi önüme. Dayanamadım resmini çektim bir gün paylaşmak üzere. Ve bugün sevgili Tijen'in sitesindeki elmayı görünce, sağlıklı bir ara öğün önerisi de ben ekleyeyim dedim sayfama. Bol vitaminli sağlıklı günler diliyorum ...

18 Aralık 2009 Cuma

MİM-HAYATIMDAKİ ÖNEMLİ YERLER

Sevgili Taze Kahvecim mimlemiş beni hayatımdaki en önemli 5 yer konusunda... Ben de önce teşekkür edip sonra da onun gibi cevapları resimli olarak vereyim. :)



İlk sırada tabi ki sıcakkanlı dobra insanları, portakal çiçeği kokusu, sıcağı, şalgamı, kebabı ve bilimum bulgurlu yemekleri ile  memleketim Adana... Hayatımın ilk 18 yılını geçirdiğim, her yolculuğun sonunda şehre yaklaştığımda bana Sertap Erener'in "Bir seher vakti sılaya varsam, selam versem ah sıra dağlarıma" şarkısını hatırlatan memleketim.



2. sırada 18 yaşımda gelip 34 yaşımda ayrıldığım, hayatımın hem en acı, hem en tatlı, hem en deli, hem en olgun zamanlarını yaşadığım, hayatımın nerede ise tüm ilklerini ve bir çok acı sonlarını yaşadığım ve canım eşimle tanıştığım İstanbul var. Özellikle eşimle ilk buluşma mekanımız Moda, canım babamla balık tuttuğumuz Çengelköy ve üniversite hayatımı geçirdiğim Göztepe-Acıbadem-Moda üçgeni. Ve hayranı olduğum İstanbul boğazı.



3. sırada toprağında büyüdüğüm, toprağına canımı, babamı ve ailemdeki bir çok kişiyi bıraktığım, bol tuzlu denizinde yüzmeyi öğrendiğim,



çocukluğumun en güzel tatillerini geçirdiğim, Adana'ya gittiğimde uğramazsam kendimi eksik hissettiğim Karataş var. Bu resimleri ben çektim. Diğerleri netten alıntıdır.



4. sırada ikinci ailemin yaşadığı, sevgili eşimin memleketi Samsun var. Her ne kadar çok sık gidemesek de hem ülkem için hem de benim için önemli bir şehir Samsun.



Ve son olarak da yeni taşındığım, herkesin İstanbul'dan sonra 2 günde sıkılırsın demesine rağmen huzuru sakinliği dinginliği bulduğum, bir balkonuna çıkınca ormanın yeşiline, diğerine çıkınca denizin mavisine doyduğum, balkonunda hayaller kurduğum Karadeniz Ereğli var.
  


Ben de bu mimi sevgili arkadaşım Pastacı Papatyalar İlkaycığım'a pas ediyorum. Hadi bakalım hatun kek tarifi vermek kadar olmasa da zor bir görev bekliyor seni :)

17 Aralık 2009 Perşembe

SILVER ANATOLIAN VE GÜMÜŞ TEMİZLİĞİ


Gümüş takıları çok seviyorum. Hele de doğal taşlar ve iyi bir işçilikle birleşince, altın takılardan bile çarpıcı oluyorlar.


Gümüşçülerde birbirinin hep aynısı sıradan modeller görmeye alıştığımız bu günlerde  tesadüfen rastladığım bir sitede harika takılar buldum.



Hem işçiliklerini hem modellerini çok beğendim. Silver Anatolian' da her zevke uygun takılar var. Benim beğendiklerimin bir kısmı bunlar. Özellikle ambigram yüzük, çilekli küpe ve elf yazı tipli yüzük benim favorim. Diğer örnekler için siteye buradan ulaşabilirsiniz. Henüz yeniyıl hediyesini almamış arkadaşlar çin bu siteyi şiddetle öneririm.


Bu arada gelelim kararan gümüşlere. Ben daha önce gümüşçüde çalışan bir arkadaşımdan öğrendiğim yöntemle kararan gümüş takılarımı bir keseye koyup bulaşık makinasında çatal kaşık bölümüne atıyorum. Pırıl pırıl çıkıyorlar. Kızkardeşim de bu yöntemi kullannalardan ve oldukça memnun. Bir deneyin derim.   





13 Aralık 2009 Pazar

ERBAY BEBE VE BERİL'İN YENİ BEŞİĞİ


Yeğenim Beril doğmadan önce, uyuması için anne ve babasının odasına bir park yatak, oturma odasına da bir sepet hazırladık. Bizimki sepetini çok sevdi ama park yatakta uyumaya bir türlü alışamadı. Gerçi sepet beşiği sallamak da annemin sol konuda kas yapmasına neden oldu :) ama olsun o torunu için buna katlanmaya razı . Beril şimdilik geceleri anne ve babasının arasında, annesinin ortopedik yastığına el koymuş vaziyette eller başının altında yan dönüp uyumayı tercih ediyor :) Ben hala inanamıyorum bir bebeğin bile kendi tercihleri olmasına ama yeni nesil böyle doğuyor. Annemin söylediği yeni doğanın 40 gün gözü açılmazmış felan hikaye. Doğduğu gün bile odadan çıkan babasını başı ile takip ederek hepimizi şaşırtmıştı bizimkisi :)


Beirlcik 2,5 aylık olup kardeşim Berna'nın işine, annemin de evine dönmesinin vakti gelince Beril'e beşik almak üzere ailenin ıvırzıvır tüm alışveriş işleri ile uğraşan bana başvuruldu. Amaç Beril'e annemin evi için, sallaması eski çingene beşikleri kadar rahat sallanan, portatif ve elbette uygun fiyatlı bir beşik almaktı.


Önce modele karar vermek için bir sürü alışveriş sitesi dolaştım. Resimdeki Yonca Bam Bam beşikte karar kıldım. Sonra bu beşiği en uygun nerede bulabilirim diye araştırırken Erbay Bebe'nin web sitesinde aradığım beşiği çok uygun fiyata 118 TL'ye buldum. En ucuz site ile arasında 30 TL fark vardı.


Erbay Bebe'den internetten havale yolu ile alışveriş yapılıyor,malesef şu anda taksit seçeneği yok. Ben havale yapmadan önce firmayı arayıp firma sahibi Süleyman Erbay ile görüştüm ve bu modelin elindeki en iyi sallanan beşik olduğu bilgisini alınca da hemen pembesini ısmarladım. Siparişim 2 gün içerisinde kargo ücreti ödemeden elime geçti. Annemin evine hemen kurduğumuz beşiğin içerisinden kendisine ait ince elyaf yatak,yastık ve cibinlik çıkıyor. Bizim minik melek bu beşikte o kadar rahat etti ki bayramdan sonra aynı beşiğin yeşilini de annesinin evi için ısmarladık. O da yine 2 gün içerisinde geldi. Beşiğin her iki rengi de çok şirin ve kumaşlarının tamamen çıkarılıp yıkanabiliyor olması ayrıca güzel bir özellik. Metal aksam ise 2 yıl garanti kapsamında.


İnternetten bebek alışverişi yapmak isterseniz Erbay Bebe'yi mutlaka öneririm.Resimler firmanın web sitesinden...

10 Aralık 2009 Perşembe

İŞTE MEŞHUR NİŞASTALI KEKİN TARİFİ

Dostlar, yaklaşık 2 aydır Adana'da idim. Pazar günü sonunda Ereğli'ye kendi evime dönebildim. Bu süre içerisinde bloglaırnızı okusam da çok fazla yorum yazamadım. Cici yeğenim Beril'in yüzünden valla o kadar şirin ki bırakıp bilgisayarın başına geçemiyor insan.



Yarından itibaren başlıyorum iade-i ziyaretlere.Ve Adana'da biriktirdiklerimi yayınlamaya :) Canım İlkaycım nişastalı kek tarifine bu kadar talep olunca benden tarifin son halini yayınlamamı istedi. İşte o meşhur kekin tarifi.


Malzemeler:

  • Oda sıcaklığında 3 adet iri yumurta (biz dolaptan aldığımız yumurtaları fırında bir kaç dakika ısıttık) 
  • 1 su bardağı şeker
  • 1 limon kabuğu rendesi
  • 1 su bardağından 1 parmak eksik sıvı yağ
  • 1 kutu (200 gram) buğday nişastası
  • 2 kaşık limon suyu
  • 2 paket vanilya
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 çay kaşığı karbonat
  • 1 çimdik tuz
  • Kakao (1 paket bitter kakao kullandık)

Yapılışı:
  • Yumurtalar köpük köpük oluncaya kadar çırpılır.
  • Şeker ve limon kabuğu eklenerek çırpmaya devam edilir.
  • Köpük köpük olan karışıma yağ eklenerek çırpmaya devam edilir.
  • En son nişasta, vanilya,kabartma tozu, tuz, karbonat, limon suyu eklenerek iyice çırpılır.
  • Kek kalıbı katı yağ ile (becel kullandık) iyice yağlanır ve un serpilir.
  • Kek karışımının yarısı kalıba dökülür.
  • Geri kalana kakao karıştırılarak kekin üzerine dökülür.
  • İstenirse kürdanla desenler yapılabilir. ama yapımasa da kek kabarırken kendi desenini oluşturuyor.
  • Önceden iyice ısıtılmış fırında 170 derecede 30-35 dakika pişirilir. 
Biz sonradan kekin üzerini dekor şekeri ile süsledik. Pudra şekeri ya da sade olarak da servis yapılabilir. Afiyet olsun.

8 Aralık 2009 Salı

İŞTE İLKAY'IN GERÇEK YÜZÜ :)

Pastacı Papatyalar İlkay'la ilk buluştuğumuz gün bize hediye olarak resimdeki muhteşem nişastalı keki yapmıştı. Kek o kadar nefis ve hafifti ki anlatamam. Ağızda dağılıyor insanın yedikçe yiyesi geliyordu. Tatlı ile hiç arası olmayan kızkardeşim Berna o gün yarım keki tek başına yiyince kekin muhteşemliği de tescillenmiş oldu.

Tarifi istediğim İlkay, kek tarifinin bloğunda yer aldığını oradan alabileceğimizi söyledi. Blogdaki tarife göre yaptığım kek kocaman kabarıp sonrada fısss diye sönünce Berna ile hevesimiz kursağımızda kaldı   :(  Lezzeti yerinde idi ama o fosur fosur kabarıklık olmayınca, çok da hoşumuza gitmedi. Aradaki farka bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız...

Sonraki hafta bu kez Berna denedi aynı keki. Ve sonuç yine hüsran. Bu kez sonuç daha da kötü oldu. Yahu bloğu okuyoruz, bire bir ne yazıyorsa öyle yapıyoruz. Ve her defasında elimizde sinmiş bir kekle mutfaktan bir karış suratla çıkıyoruz. Bu durum en çok annemle Berna'nın eşini eğlendiriyor. Ne beceriksizliğimiz kaldı ne mutfaktaki yeteneksizliğimiz. :(


Sonra benim cin fikirli kardeşim Berna dedi ki "Bu İlkay kek tarifini özellikle kimse beceremesin diye yanlış yazmış olmasın" Ben pek ihtimal vermesem de denemek için İlkay'ı eve davet ederek keki ona yaptırdık. Veeeeeeeeeeeee Berna haklı çıktı.Sonuçta muhteşem bir kek oldu ama arkadaş diyip bağrımıza bastığımız cadı şahısın yaptığı bir çok şeyi ve püf noktalarını tarife eklemediğini de keşfetmiş olduk.


İşin şakası bir yana, İlkaycım o gün bize malzemelerini getirip bir de bayram şekerlemesi yaptı. Hep beraber yine harika bir gün geçirdik. Şimdi İlkay'dan bu kek tarifini ve şekerlemeleri, yaptığı hali ile tam detayı ile yazmasını rica ediyorum bloğuna :)  Yoksa vallahi de cadı derim billahi de cadı derim ona :))))


2 Aralık 2009 Çarşamba

PASTACI PAPATYALAR İLKAY'IN GERÇEK YÜZÜ



Bir sonraki postta...

OKYANUS SAKİNLERİ

  © Blogger template 'Sunshine' by Ourblogtemplates.com | Distributed by Deluxe Templates 2008

Back to TOP