26 Şubat 2009 Perşembe

DR OETKER ÇİKOLATA ŞELALESİ

Çikolatalı sufleyi ilk yediğimde böyle bir şey olamaz demiştim. Minicik bir yiyeceğin bu kadar lezzetli olması hele de kaşığı değdirince içerisinden çikolata akması aklımı başımdan almıştı. O yüzden Dr. Oetkerin çikolata şelalesini ilk gördüğümden bu yana evimden eksik etmiyorum. Ne var ki ne kadar dakika tutarsam tutayım ya içi tam pişip kek gibi oluyor ya da az piştiği için kalıptan çıkmıyordu. Sevgili arkadaşlarımız Ebru ve Hasan bize geldiklerinde eşim balığı ben yaparım dediğinde ben de çikolata şelalesi yapayım dedim. Ama onu da kendisi yapmakta ısrar etti. İyi ki de etmiş. Hem kalıptan gayet güzel çıktı hem de yerken içerisinden resimdeki gibi şelalesi aktı. Arkadaşi mum seti ise Ebruların hediyesi. Misler gibi kokuyorlar. Yakmaya kıyamıyorum.

Çikolata şelalesinin yapılışı çok kolay. Paketin içerisinden bir adet un karışımı bir adet de aliminyum su geçirmez pakette çikolata karışımı çıkıyor. Önce çikolata karışım paketini sıcak suda bekletiyoruz. Çikolata erirken un karışımına iki yumurta kırıp çırpıyoruz. En son erimiş çikolata karışımını da ekleyip kutudan çıkan yağladığımız kalıplara paylaştırıyoruz. Önceden ısıtılmış fırında 8-10 dakika pişiriyoruz. Ve şekildeki muhteşem lezzeti yanında buzzzz gibi dondurma ile sıcak sıcak lüpletiyoruz. Fiyatı 4 TL civarında. Dışarıda porsiyonu en az 5 TL vereceğinize alıp evde yapmanızı öneririm.

22 Şubat 2009 Pazar

DOĞUMGÜNÜ BALIĞI...

Bugün kocaaaaaaman 34 yaşında bir balık oldum. Ama hala huysuz olma ve içimdeki çocuğu büyütmeyip çocuk kalma hakkına sahibim :)


Bu doğumgünümü evimde yalnız, hasta, yatakta ve tüm sevdiklerimden uzakta geçirsem de olaya eğlenceli tarafından bakıp kendime ve tüm blog arkadaşlarıma resimdeki balıklı kek ve kurabiyeleri hediye ediyorum.

21 Şubat 2009 Cumartesi

ÇATLAYAN ELLER İÇİN...

Ellerim ve topuklarım için kullandığım kremlerden burada bahsetmiştim. O günlerde fazlası ile suya giren ellerim çatlayınca Deneyimlerimiz blogunda gördüğüm Neutrogena el kremini denemeye karar verdim. Hani şu reklamlarında Norveçli Balıkçıların ellerini korumak için kullandıkları söylenen. Ve gerçekten birkaç gün içinde kanayan yarılmış parmaklarımı tedavi etti. Şimdi sürekli çantamda taşıyorum. Hatta bir tane de arabamda bulunduruyorum. Neutregena el kremini eczane ve marketlerde 8-10 TL arasında bulabilirsiniz. Kesinlikle öneririm.

15 Şubat 2009 Pazar

DİZÜSTÜ BİLGİSAYAR KULLANANLARA

Notebook, laptop ya da dizistü bilgisayar... Hangi ismi kullanırsanız kullanın, bu cihaz taşıması en zor şeylerden birisi benim için. İşten eve evden işe. Eğitim için gittiğim şehirden şehire... Havalanından otobüse, otobüsten taksiye. Kısaca artık benim bir parçam gibi. Gittiğim her yere götürüyorum. Ama o taşıması yok mu. Bir elimde laptop çantası diğer elimde kendi çantam. Cüzdanımdan birşey çıkarayım desem mümkün değil. O yüzden bu çantayı görünce balıklama atladım.


Laptop gözü darbelere karşı korumalı. Mouse ve şarj cihazını da alıyor. Eğitim için gittiğim şehirde yatılı kalacaksam bu göze bir kat pijamamı bile koyabiliyorum. Öndeki dört ayrı bölüme ise cüzdanımı, kalemlerimi, makyaj malzemelerimi, diş fırçamı, diş macunumu, yolda okuyacağım kitabımı, MP3çalarımı, cep telefonlarımı(evet malesef yanımda üç tane cep telefonu oluyor) koyuyorum. Laptopu sırtımda taşıdığım için her iki elim de boş oluyor.


Ben çantayı 35 TL' ye aldım. Başka markaların da laptop için sırt çantaları var ancak en ucuza en kaliteli olanını Carrefour-SA' da buldum. Eşiniz için güzel bir hediye olabilir. Kesinlikle öneririm.

NE KADAR DOĞRU, DEĞİL Mİ? :)

Her ne kadar bloglarımız amatör de olsa kelimeleri doğru yazmamız gerekiyor, öyle değil mi arkadaşlar? :) Bu arada soru eki olan ''mi'' leri de kelimeden ayrı yazmak gerektiğini unutmayalım lütfen...

14 Şubat 2009 Cumartesi

SEVGİ GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN...






Sevgiyi göstermenin günü yok bence. Sevene ve sevilene her gün sevgililer günü. Ve sevgililer günü sadece hayatımızdaki özel insanı değil sevdiğimiz herkesi, ailemizi, arkadaşlarımızı ve dostlarımızı da sevdiğimizi göstermek için özel bir gün...




Yine de bu özel günde sevdiğinize güzel bir kart atmak isterseniz Vlad Studio'daki birbirinden güzel sevgililer günü kartları ya da güzel ekran koruyucular gönderebilirsiniz.




Ben bu yazıdaki arka plan resimlerini sayfamı ziyaret eden herkese gönderiyor ve sevgililer gününüzü kutluyorum...

12 Şubat 2009 Perşembe

FEEL LIKE A STAR !!!

Aşağıdaki yazı Adana yolculuğumda yaşadığım karmaşa ve aksiliklerin yazısıdır. Anlatıyorum ki siz de benim yaşadıklarımı yaşamayın.


İşten ayrıldıktan sonra eve gelip hemen uçak biletimi ayarladım. Evime yakın olduğu ve otopark ücreti düşük olduğu için Sabiha Gökçen Havaalanı'nı tercih ediyorum. Bilet için de Türk Hava Yolları ve Pegasus sitelerine baktım. Ve bileti bir kaç TL daha ucuz olduğu için Türk Hava Yolları Sun Express' ten aldım. Gidiş-Dönüş 210 TL...

Sabah 6:30da olan uçuş için saat 4:30 da kalktım. Bavulumu geceden hazırladığım için (evet 1 haftalık seyahate bavul götürdüm :)))) Ne yapayım biz kadınlar böyleyiz. ) hemen üzerimi giyip evden çıktım. Saat 5: 20 'de havaalanındaydım. Erken gelmişim ama neyse yanıma aldığım kitabımı okurum diye düşünürken Otoparkta acı gerçekle karşılaştım. Uzun süreli otoparka sadece Pegasus yolcuları parkedebiliyormuş. :(

Halimi gören otopark görevlileri ''Havaalanı dışında bir otoparkımız daha var oraya gidebilirsiniz'' dediler. Otoparka gideyim derken kayboldum. Yeniden TEM yoluna çıkıp geri havaalanına döndüm. Diğer otoparkta da park ücreti günlük 25 TL. Bir hafta kalacak olan arabam için toplam ücret 175 TL. Kazığın daniskası. Adana' ya araba ile gitsem daha az benzin parası öderim. Arabayı Havaalanı dışında bir yere bırakıp geleyim diye düşünüyorum ama ne vaktim var ne de o saatte taksi bulabilme umudum.

Başka bir çözüm bulmak için geri dönüp VIP otoparkına yöneliyorum. Bu arada uçağımın kalkışı yaklaşıyor. Ben panik durumda deli danalar gibi dolanıyorum. VIP otoparkına eşimin asker olması nedeni ile girebileceğimi düşünüyorum ama ancak General ya da Amiral olduğunda bu hakkımı kullanabileceğim söyleniyor. 20 sene bekleyecek zamanım olmadığı için :) ''Ne yapabilirim'' diye sorduğuım görevli sağolsun, havaalanının hemen önündeki otoparkta bir haftalık abonelik yapmamın en uygunu olduğunu söylüyor. Sonuçta 96 TL vererek haftalık abonman kartı alıp iç hatlar girişine yöneliyorum.
İçeride hiç yolcu olmamasından zerre kadar kuşkulanmıyorum. Görevli memurlar Notebook çantam ve Nintendo Wii Oyun konsolu bulunan bavulumu didik didik aradıktan ve neyin ne olduğunu tek tek sorduktan sonra uçuşlar bugün dış hatlardan yapılıyor demezler mi? Onun için ıssızmış orası. Be adam bunu bavulumu ve giysilerimi ortaya dökmeden önce neden söylemediniz? Vaktim olsa cıyaklarım ama dış hatlara koşmam gerekiyor.


Bavul notebook çantası ve ben koşarak dış hatlara geldik ki o da nesi önümde en az 200 insan var. Kuyruk dışarıya kadar uzanmış. Uçağım kalkıyor öne geçmem lazım diye rica ettim insanlardan ve en öne geçtim. Burada da bavul ve Notebok araması yapıldıktan sonra çizmelerimi çıkarmamı istemezler mi ? Güvenlik şefine ''Çizmemi çıkarttırmayın bana uçağa geç kaldım'' diyerek çizmelerimi çıkarmaktan kurtuldum. Bu arada uçağım için son anons yapılıyor. Check-In işlemini normalde internetten yaparım ama Sun Express' te böyle bir seçenek olmadığı için biraz da onun için bekledim. Bavuldan kurtulup bu kez de servis için koşturdum.

Kuyruktaki insanlardan yine izin alarak uçağa giden servise bindim. Uçağa en son bindiğimde hala yetişebildiğime inanamıyordum. Sonrasında Adana'ya iniş ve annemle kardeşlerime kavuşma olsa da bu benim için hayatımın en kötü ve tersliklerle dolu yolculuğu oldu. Şimdi gelelim önerilerime:
  • Sabiha Gökçen Havaalanına gidecekseniz biletinizi Pegasus' tan alın.


  • Sun Express' ten alacaksanız sizi araba ile birisi götürsün ve bıraksın. Asla kendi aracınızla havaalanına gitmeyin.


  • Bavulunuza asla elektronik eşya koymayın. Koyarsanız da üst kısma koyun ki çıkarırken giysileriniz etrafa saçılmasın.


  • Uçak yolculuğunda çizme ve bot giymeyin.


  • Saat yüzük ve kemerinizi güvenlik kontrolü sırası size gelmeden önce çantanıza atın.


  • THY'nin Kevin Costner' li Feel Like A Star reklamlarını beğenebilirsiniz ama gerçekte bir yıldız gibi hissedemeyeceğinizi bilin.

9 Şubat 2009 Pazartesi

GERÇEĞE DÖNÜŞ...

Adana gezimden yenilenmiş ve enerji depolamış olarak geldim. İnsanın sevdiklerinin , doğduğu toprağın kendisine verdiği enerji hakikaten bambaşka. Ve başka hiç bir yerde bunu bulabileceğimi de sanmıyorum. Bir pil nasıl şarj oluyorsa ben de aynen şarj oldum hayatla mücadele için...
Günlerimin güzel geçmesinde ilk gün yağmurlu sonraki günlerde muhteşem olan havanın da katkısı büyük tabi ki...
Yaşadığım anların tadını çıkarabilmek için çok fazla fotoğraf çekmedim. Ama aşağıdaki konulardan yaptıklarımın önceki anlatımlarını bulabilirsiniz.
Yolculuk detayları sonraki yazımda ...

OKYANUS SAKİNLERİ

  © Blogger template 'Sunshine' by Ourblogtemplates.com | Distributed by Deluxe Templates 2008

Back to TOP