08 Eylül 2010 Çarşamba

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN


Sevdiklerinizle şeker tadında nice nice bayramlara.
Sevgiler...

05 Eylül 2010 Pazar

SONBAHAR


Çocukluğumun geçtiği köydeki okulumun duvarında boydan boya bir mevsim şeridi vardı şu yukarıdakine benzeyen. Sonbahardan başlayan, aylara göre özel günleri gösteren ince uzun resimlerle süslü bir şerit. İşte benim kafamdaki yıl imajı da o şeridin aynısı. Sonbahar'da başlayan Yaz sonunda son bulan. O yüzden her  yıl 1 Eylül'de yeni bir yılın başlangıcını kutlarım ben...


Bir çok insanın aksine seviyorum ben sonbaharı. Hele 1 yıl önce 18 Eylül'de canım yeğenim Beril' e de kavuşunca daha da anlamlı hale geldi benim için. Dilerim herkes için dileklerinin gerçekleşeceği , Beril gibi gülümseyeceğiniz, aşağıdaki resimdeki basamakları mutlulukla huzurla çıkacağınız bir Sonbahar olur...


28 Ağustos 2010 Cumartesi

YVES-ROCHER'DE 31 AĞUSTOS PROMOSYONU

Yves-Rocher özellikle duş jellerini, şampuanlarını ve parfümlerini sevdiğim, tamamen doğal ve bitkisel ürünler üreten bir marka. İnternet üzerinden ya da dükkanlarından ilk alışverişinizde Yves Rocher kartı veriyor, bir sonraki alışverişinizde indirimler, özel günlerinizde şirin hediyeler ve yine indirimler içeren kartlar, mailler yolluyorlar.

İşte o maillerden sonuncusunda  yer alan 31 Ağustos tarihine özel %50 indirim fırsatını sizlerle paylaşmak istedim. Ürünlere buradan ulaşabilirsiniz. Üye olursanız internet üzerinden de alışveriş yapabilirsiniz. Markanın mis kokulu duş jellerini, göz makyajı çıkarıcısını ve aşağıdaki mimoza kokulu parfümünü özellikle öneririm.   


27 Ağustos 2010 Cuma

ELMA-ARMUT-ÜZÜM

Birkaç haftadır bloğa yazı yazamıyorum. Hayal kırıklığımın, üzüntümün geçmesini bekledim yazabilmek için. Bu süre içerisinde "kurdeşen dökmek" deyiminin ne anlama geldiğini öğrendim ve anladım ki vücudumuz üzüntülere düşündüğümüzden çok daha fazla tepki veriyormuş.  


Hani ben KPSS'ye deli gibi çalışıyordum ya. Aylarca emek verdim ya. İşte geçen hafta tüm bu emeklerimin boşa olduğunu öğrendim. Kaybettiğim diplomamı almak için  sahurdan hemen sonra İstanbul'a yola çıktım. 4 saat araba kullandıktan sonra tüm gün okulda, orda burda koşturdum. Ve bir hafta sürecek işi bir günde bitirip diplomamı alıp sevinçle iftarda Ereğli'ye döndüm. Yine 4 saat araba kullanarak. Evime geldim, başvurumu yapmak üzere heyecanla bilgisayarımı açtım ve DANNNN...  Bizim bölüm mezunları artık Bilgisayar Öğretmeni olarak alınmıyormuş.

Hikaye şöyle. Üniversite sınavında çok istediğim Elektronik ve Bilgisayar Öğretmenliği'ni kazandım. Bir sevinç bir sevinç.  İlk seneler normal geçti. Sonra 3. sınıfta  tercih bile etmeden Haberleşme anabilim dalına atılıverdim. Onca itiraz onca tartışma işe yaramadı, hak kaybımız olmayacağı söylendi. Ve okuldan Elektronik ve Haberleşme Öğretmeni olarak mezun oldum. Kısaca elma olarak girdiğim okuldan armut olarak çıktım.

Ve işte yıllardır Armutları da Bilgisayar Öğretmeni olarak alıp kabul eden MEB bu yıl bundan vazgeçmiş. Yaşasın elmalar, kahrolsun armutlar demiş. Bana da burada üzüm gibi üzüm üzüm üzülmek düşmüş.

Kendimi toplamam, "bunda da bir HAYIR vardır" diyip CV' mi hazırlamam ve yeniden özel söktörde iş başvurularında bulunmaya başlamam bir iki günümü alsa da vücudumdaki kabarıklıkların geçmesi uzun zaman alacağa benziyor.

12 Ağustos 2010 Perşembe

KÖTÜ GÜN DOSTUM SİGORTAM.NET

Hani bazı firmalar vardır. Kafanızda öyle bir güvenilir, sağlam imajı olur ki ben de burada çalışmalıyım dersiniz. Kafanız uyar,  ruhunuz uyar. Garanti Bankası öyledir benim için mesela. Opel de.Yıllar önce çalıştığım Roche İlaç da öyleydi. Üsküdar Amerikan Koleji de. İşte Sigortam.Net de benim için bu çalışılası firmalardan biri. 


Kaç yıldır bu firma ile çalıştığımı hatırlamıyorum. Ama tek bildiğim tesadüfen internette linkini gördüğüm günden bu yana ne kaskoda ne de diğer sigorta poliçelerimde başka firmayı tercih etmediğim.


İlk önceleri tercih sebebim maddi idi. Arıyordum, bir çok firmanın kasko tekliflerini bana sunup aralarından en uygununu öneriyorlar ve çok uygun fiyata kasko yaptırabiliyordum. Fiyatları vergi avantajından dolayı cidden düşük oluyordu. Ta ki bir gün kaza yapana kadar bu durum devam etti. İşte o gün onlarla çalışmanın asıl güzelliğini gördüm.  


Onların sistemine göre kaza yaptığınızda başka yeri değil, direkt Sigortam.Net'i arıyorsunuz. Sigorta firması ile sizin yerinize bağlantı kuruyorlar. Saat kaç olursa olsun ulaşabileceğiniz birileri var telefonun öbür ucunda. Ve o birileri asla "off" demiyor, sıkılmıyor. Ne sorarsanız sorun güleryüzle sabırla yardımcı olmaya çalışıyorlar. Bir firmanın tüm elemanları mı öyle olur. Bir tane mi çürük yumurta çıkmaz içlerinden. Defalarca aradım,bir kez bile ters birine rastlamadım. Hele ki kaza yapmış, sıkıntılı, moralsiz bir halde iken onların desteği, anlayışı, yardım çabaları daha bir güzel görünüyor gözünüze. Kötü gün dostlarım onlar benim.  


Diyelim ki kaza yaptınız. Ya da aracınız arızalandı. Öncelikle "geçmiş olsun" diyip hemen çekici gönderiyorlar. Sonra çekici geldi mi? Memnun kaldınız mı? Hangi servise gidiyorsunuz. İkide bir arayıp hepsi ile ilgileniyorlar. Servis ile sigorta firması arasında ödemede falan sorun mu çıktı? Hiç muhatap olmuyorsunuz. Sigortam.Net sizin yerinize paşalar gibi savaşıyor sizin haklarınız için.  Sigorta süreniz dolmadan arayıp hatırlatıyorlar, böylece kötü sürprizlerle de karşılaşmıyorsunuz.



Benim kaza yaptığımdaki rahatlığımı ve aldığım hizmeti gören kardeşlerim ve eşleri de artık Sigortam.Net ile çalışıyor. Sağlık, Hayat, Kasko, Zorunlu Trafik, DASK. Tüm sigorta işlemleriniz için bir telefon ötenizde muhteşem bir firma var. Sigortam Net'i Tüm ziyaretçilerime şiddetle thttp://www.sigortam.net/avsiye ederim.Web sitelerine buradan ulaşabilir ya da telefonla bilgi almak için 0 216 444 24 00 numaralı telefonu arayabilirsiniz.

10 Ağustos 2010 Salı

RAMAZAN GELDİ HOŞ GELDİ...

Aşağıdaki satırlar bu Ramazan'da kendi kendimi motive etme cümlelerimdir :) Bakalım işe yarayacak mı ? 

Neymiş bu yıl 16 saat aç kalacakmışız. İster 16 saat olsun ister 24 saat. Hiç mi sahura kalkamayıp ertesi gün aç acına oruç tutmadım? Ne oldu incilerim  mi döküldü?  Yok hiç birşey de olmadı. İftarda saldırmadım bile yemeklere. Alışıyor insan demek ki.

Havalar sıcakmış, nem oranı yüzde bilmemkaçmış. E olsun dışarıda çalışan inşaat işçilerinden yol işçilerinden daha mı kötü durumdayım? Bi tarafımı devirip tüm gün yatıyorum ev işleri bitince.  Çok çok vantilatörü açar otururum karşısında.
  

Tamam 2 yıl önce mide kanaması geçirdim, bu yıl da diyabet rahatsızlığım çıktı  ama olsun. O rahatsızlıkları sağlığımın ve vücudumun zekatnı ödeyebilmem için bana veren elbet biliyor durumumu. Hem doktorumdan da denemek için izin aldım. Velhasıl denemek ve başarılı olamamak hiç denememekten daha iyidir. 


Bu vesile ile tüm ziyaretçilerime "HAYIR" lı Ramazanlar diliyor sevgilerimi gönderiyorum. 

NOT: Resimler internetten alıntıdır.

31 Temmuz 2010 Cumartesi

VİŞNELİ-FINDIKLI TOPKEKLER


Yine evlilik yıldönümü gecesi tariflerimden biri olan damla çikolatalı topkek tarifi ile buradayım. Bu benim daha önce yazdığım klasik topkek tarifimBu defa kalabalık olduğumuz için 2 ölçü yapıp bir kısmına vişne, diğer kısmına da fındık ekledim. Her zaman olduğu gibi kapış kapış yenildi. Kalanlar da evin topkek canavarı tarafından ertesi gün işyerine götürüldü. Bana bir tane bile ayırmamış oburcuk :) Süt oranını bir fincan daha arttırırsanız daha da ıslak bir kek oluyor.  

Malzemeler: (1 ölçü için)
2 yumurta (oda sıcaklığında bekletilmiş)
4 kahve fincanı tozşeker
2 kahve fincanı sıvı yağı
3 kahve fincanı süt
6 kahve fincanı un
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
Dilediğiniz kadar damla çikolata
Üzeri için dondurulmuş vişne taneleri ya da fındık
Yapılışı:
Yumurta ve şekeri iyice çırpıp çikolata ve vişne hariç geri kalan malzemeleri ekleyerek çırpmaya devam edin. Daha sonra damla çikolataları ekleyerek tahta bir kaşıkla karıştırın. Kalıplara paylaştırın. Üzerlerine vişne  ve fındık tanelerini kondurup önceden ısıtılmış fırında 200 derecede yarım saat kadar pişirin.
Not: Ben muffinleri silikon kalıpların içerisine kağıt kalıplar koyarak pişiriyorum. Silikon kalıpları tek tek minik minik yıkamaktan hiç hoşlanmıyorum çünkü. Servisi de kağıt kalıplarla birlikte yapıyorum. Öylesi gözüme daha hoş görünüyor.  

26 Temmuz 2010 Pazartesi

KIRMIZI-BEYAZ YAZ TATLISI

Hepinizin mübarek Beraat Kandilinizi kutluyor ve evlilik yıldönümü tariflerine devam ediyorum. Sıradaki tarif vişne jöleli sakızlı muhallebili tatlı. Basit, pratik ve çoook lezzetli bir yaz tatlısı bu. Yağ oranı da, kalorisi de düşük, e daha ne olsun :)

Gelelim tatlının yapılışına. 1 paket hazır sakızlı muhallebiyi üzerindeki tarife göre pişirip kadehlere paylaştırdım. Kadehleri buzdolabına koyup tatlıların donmasını bekledim. Bu arada hazır vişneli jöleyi, üzerinde yazan tarife göre hazırlayıp kadehteki soğuyan muhallebilerin üzerine kepçe ile döktüm. Jölenin içerisine buzluktaki dondurulmuş vişnelerden ekledim. İşte bu kadar basit... 

Ben ve konuklarım ekşi tadı sevdiğimiz için tadını çok beğendik ama isterseniz siz vişneleri biraz şekerle karıştırıp ocakta bir iki kez çevirip sonra ilave edebilirsiniz. Aynı tarifi kadeh yerine borcam tepside de hazırlayabilirsiniz. Ama özelikle çocuk misafirler kadehteki sunuma bayılıyorlar benden söylemesi.

24 Temmuz 2010 Cumartesi

TİRAMİSU

Evlilik yıldönümü menüsünün ilk tarifi tiramisu.İlk yediğimde nefret ettiğim bir tatlıdır kendileri. Çünkü tüm katların arasına Türk kahvesi serpmişti arkadaşlar.İnanılmaz acı ve tuhaf bir tattı benim için. Sonra bir lokantada resmen zorla ikram edilip de ayıp olmasın diye yediğimde "vay be" dedim "ben yıllardır bu tadı neden kaçırmışım". İnternette bir dolu tarif var ama ben yıllar içerisinde deneye yanıla bu tarifi tutturdum. Kremasının kıvamı çok güzel oluyor ve tam yetiyor. Çoğu zaman gelen misafirler giderken geri kalanını da paketletip götürdüğü için çok güveniyorum tarifimin lezetine :) Evlilik yıldönümümüzde de genel istek üzerine bu çok sevdiğim İtalyan lezzetini hazırladım. Tarifi soran kızkardeşlerime ve arkadaşlarıma " Sayfama bak şekerim orada var" diye hava basabilmek için buraya da tarifini yazayım dedim :))))

Malzemeler: 
1 adet hazır pasta tabanı (Ben BİM'den alıyorum çok uygun fiyatlı ve lezzetli)
3 kahve fincanı ın
3 kahve fincanı şeker
4 su bardağı süt 
1 kutu labne peyniri 
1,5 su bardağı kaynamış su
2 poşet 3 ü 1 arada granül kahve (nescafe)
Kakao
 
Yapılışı: 
Un,süt ve şeker karıştırıla karıştırıla pişirilir.
Kaynadıktan sonra bir kenara alınıp soğuması beklenir.
Soğuyan kremaya labne peyniri eklenerek macun gibi bir kıvam alana kadar çırpılır. 
Bu arada kaynamış suya granül kahve karıştırılarak bu karışımla pastabanın birinci katı önlü arkalı ıslatılır.
Kremanın yarısı ilk katın üzerine yayılır.
Pastabanın diğer katı da ıslatılarak ilk katın üzerine konulur.
Kalan krema ile tiramisunun üzeri komple kaplanır.
Üzerine çay süzgeci ile kakao serpilerek dolaba kaldırılır.
Bir kaç saat sonra afiyetle yenilir.
Ben süsleme için bu şirin kalıpları kullanıyorum. Pazardan 4 tanesini 1 liraya almıştım. Bu defa günün anlam ve önemine uygun olarak kalpli kalıbı kulllandım. 
Pratik bilgi: Tiramisuyu kelepçeli kek kalıbında hazırlıyorum. Böylece krema akması gibi bir sorunum da olmuyor. Krema donduktan sonra kalıbın kenarını kolayca çıkarıp şık bir tabakta servis yapabilirsiniz.

14 Temmuz 2010 Çarşamba

3 YIL ÖNCE BUGÜN...

Sabahın köründe uyandım. Günler öncesinden hazırlayıp buzluğa attığım börekleri fırına koydum. Evdeki 11 kişiyi uyandırmamaya çalışarak parmaklarımın ucuna basa basa evden çıktım. Sonra gelin arabası olacak arabamızı yıkatmaya götürdüm. :) Gelin arabasını kendisi yıkatıp süsleten ilk gelin olarak tarihe geçtikten sonra :)) eve gelip misafirlerim olan aileme ve eşimin ailesine mükellef bir sofra hazırladım. Kahvaltıdan sonra kuaför,  makyöz, fotoğrafçı ve en son nikah koşuşturmacası başladı. Nikah yerini son anda değiştirmek zorunda kaldığımızdan öğlenin 1.30' una ancak yer bulabildiğimiz nikah salonuna son anda yetiştik.     


Dile kolay geliyor neler neler yaşadık bu 3 yılda. Kaç ev değiştirdik, şehir değiştirdik. Toplamda kaç km yol yaptık. Kaç gün işlerimizden dolayı ayrı kaldık. Huylarımız değişti, kilolarımız (malesef) değişti. Ve bu gece evlenirken hayal bile etmediğimiz bir şehirde, Zonguldak  Ereğli'de evliliğimizin 3. yılını kutluyoruz. Başbaşa yemek ritüelinden sıkıldığımızdan ve mutlulukların paylaştıkça çoğaldığına inandığımızdan bu geceyi en sevdiğimiz dostlarımızla birlikte bizim evde kutluyoruz.



Menüye karar verirken zorlansam da açık büfe konseptine uygun doyurucu bir şeyler hazırlamaya çalıştım.  Zeytinyağlı biber dolmaları şu anda ocakta pişiyorlar. Genel istek üzerine benim usul tiramisu ve sakızlı muhallebili vişne jöleli kuplar buzdolabında yerlerini aldılar bile. Sosisli patates salatam son 10 dakikada fırına konmak üzere hazırlandı şu anda buzdolabında. Sevgili arkadaşım Arzu bu akşam için  muhteşem lezzetteki 3 renkli böreğini hazırlayacak. Kısırı misafirlerin gelmesine yakın hazırlayıp salata ile servis yapacağım. Tarifler ve fotoğraflar en kısa zamanda sitede olacak. Şimdilik bana müsade mutfakta hala yapılması gereken bir dolu şey var :)  

Ben bütün bunları yaparken yatıp dizi izleyen canım kocama :) NOT: Seni çok seviyorum aşkım. Nice nice 3-10-30 yılları beraber kutlamak dileği ile... 

13 Temmuz 2010 Salı

OH BE BİTTİ...

Yuppi yaşasın yahu dünya varmış :) Sonunda bitti KPSS. Ve ben son iki ayımı sınav stresi ile geçirdikten sonra şimdilerde resimdeki yeğenim Beril gibi sürekli sırıtır haldeyim :) Yanlış anlamayın, sınavım muhteşem geçtiği için değil, sadece bittiği için büyük bir yük kalktı üzerimden. 


Bugünlerde: Buradaki plajın tadını çıkarıyorum. Karadeniz hiç bir zaman Akdeniz'in yerini tutamaz ama yine de suda olmak benim gibi bir balık burcu için çok keyifli. Pazardan bir dolu vişne alıp şurada anlattığım aletle çekirdeklerini hemencecik çıkarıp buzluğa attım. Hatta hızımı alamayıp sadece kendi vişnelerimin değil arkadaşın vişnelerinin de çekirdeklerini ayıkladım :)

Yarın gece evimizde dostlarımızla cümbür cemaat güzel bir olayı kutluyoruz. Ayrıntıları bir kaç gün içinde yazarım. Cumartesi günü de memleketim Adana'ya gidiyorum. Annem, kardeşlerim ve canım Berilciğimle hasret gidermeye. Bu arada yeni yazılarımla aranızda olacağım. Görüşmek üzere...

05 Temmuz 2010 Pazartesi

YATAK ODASININ SÜSÜ NEVRESİMLER

Her kadının almaya doyamayacağı, ihtiyacı olmasa da hep daha fazlasını almak istediği bir obje vardır. Kimisinin makyaj malzemesi, kiminin ayakkabı, kiminin iç çamaşırı. Benim ihtiyacım olmasa da alabileceğim tek şey ise rengarenk nevresimler.
Biz evlenirken yemek ve yatak odalarımızın modelini kendimiz çizerek tanıdık bir marangoza yaptırdık. Bu olaylı maceralı hikaye daha sonraki bir yazının konusu. Modelllerden çok memnun kaldım ama renk olarak venge rengini seçtiğim için çok pişmanım . Kızkardeşimin akçaağaç rengi yatak odasına her girdiğimde içim açılırken benim takozlar insanın içini karartıyor. İşte bu iç karartısını rengarenk nevresim takımları ve pikeler ile tersine çeviriyorum ben de.

Lila ve mor renklerinin hastası olduğum için genelde nevresim takımlarımı da bu tonlarda seçiyorum. Önceden kumaşları kendim alıp anneme dilediğim şekilde güzel güzel pikeler, nevresimler diktirirken canım yeğenim Beril'in doğumu ile bizim pabucumuz dama atıldı :) Bırak nevresim dikmeyi elbezi bile dikmez oldu hatun. :) 

Ben de çaresiz internetten aşağıdaki sitelerden almaya başladım nevresim takımlarını. Resimlerdekiler bugünlerde favorim olanlar. Özellikle Premier, Moda Letto ve Özdilek markaslarının desenlerini çok beğeniyorum.
http://www.onlineevtekstil.com/
http://www.hepsiburada.com/
http://www.ceyizevi.com/
http://www.evtekstilibul.com/
http://www.nevresimdunyasi.com/
http://www.nevresimevi.com/


Ne dersiniz? Sizin favoriniz hangisi?

27 Haziran 2010 Pazar

BUGÜNLERDE BEN...

Deliler gibi KPSS çalışıyorum. Yatıyorum kitaplarım yanınmda. Uyanıyorum , kitaplarımı alıp balkonumda ,bu güzelim havada, güzelim Ereğli  ve Karadeniz manzarasına karşı oturup test çözüyorum. En son 2000 yılında ehliyet sınavı için; o da sınavdan önceki gece iki saat çalışmıştım. Düşünün ne kadar zor oldu benim için bunca yıldan sonra ders çalışmaya başlamak. Ama olsun yine de gülümseyerek uyanıyorum her güne.
 
Şimdi diyeceksiniz nereden çıktı bu KPSS? Efendim ben  Elektronik ve Bilgisayar Öğretmenliği mezunuyum. Ama 13 senedir mesleğimi yapmak yerine hep özel sektörde çalıştım. Deli paralar da kazandım, çok keyifli işler de yaptım. Yaşıma göre çok büyük sorumluluklar da aldım, hepsinin de hakkından geldim evelAllah. Ama artık fahişe ruhlu insanlarla (ki hem kadınını hem de erkeğini gördüm yıllardır), patron yalakaları ile,onların ayak oyunları ile, işbilmezlikleri ile, kıskançlıkları ile uğraşmaktan çooooook SI-KIL-DIM. 
 

Bu yüzden kendime yeni bir yol çizmeye karar verdim, ve şimdi de bu yolda ilerleyebilmek adına çalışıyorum. Gerçi sınava sadece son 1 aydır hazırlanıyorum ve kazanamama ihtimalim çok  daha yüksek ama olsun. Her zamanki gibi  B, C ve D planlarım da mevcut. Ben elimden geleni yapayım da. Sonrası Allah Kerim. 
Tabi sınav çalışırken ev hanımı sorumluluklarımı da ihmal etmiyorum. Temizlik de yapıyorum, kocama güzel!!! yemekler de yapıyorum, arkadaşlarımızı da ağırlıyorum, sosyalleşiyorum da. İlk başlarda yenilen her yemeğin, hazırlanan her sofranın resmini çekmem insanlara garip gelse de artık alıştılar; gülüp geçiyorlar ben yemek öncesi fotoğraf çekimine başladığımda.


Tüm bu hazırlık 10 Temmuzdaki sınava kadar sürecek, ondan sonra şu resimdeki kuş gibi özgürüm. Yapmayı özlediklerim listesi şimdiden bir kaç sayfayı buldu bile. Sayfanın başında ise bloglarınızı doyasıya okumak  ve yorum yazmak var. Şimdilik benden haberler bu kadar. Bana sınavımda şans dileyin ve sevgiyle kalın...

24 Haziran 2010 Perşembe

ŞEHİDİMİZ, ŞEHİTLERİMİZ...

Pazar günü duydum acı haberi. Bir yumru oturdu boğazıma televizyondaki haberleri izlerken. Ve  bayraklara sarılı şehit cenazeleri bir bir taşınırken uçaklara; gözyaşlarımı tutamadım. Hiç tanımadığım, beni hiç tanımayan ama bizler için şehit olan canlar için hıçkıra hıçkıra ağladım.

Pazartesi günü neredeyse kentteki tüm evlerin balkonlarında bayraklar asılıydı.  Şehidini karşılamaya hazırdı Ereğli. Öğle ezanında Ereğli halkı sahildeki caminin önündeydi. Herkesin elinde bayraklar, gözlerde yaş. Ve bir kaç adımı ötemizden geçen şehidimizin cenazesi. Hayatının baharında, daha 20 yaşında o sahilde kız arkadaşı ile elele yürümesi gerekirken; ay yıldızlı bayrağımızla kaplı bir tabutun içerisinde, asker arkadaşlarının omuzlarındaydı Ramazan. Dualar okundu, namazı kılındı. Hoca "hakkınızı helal edin" dediğinde "Helal olsun" diye bağırdık hep bir ağızdan. Ne hakkımız vardı ki üzerinde. Sonra sloganlar başladı. hep bir ağızdan... "Şehidim hakkını helal et bize..." Ve son bir kez top arabasının üzerinde veda etti memleketinin sokaklarına, halkına, denizine, sahiline, köyüne Ramazan.
  

Bu kan neden akıyor neden durdurulamıyor yıllardır bilmiyorum. Tek bildiğim içim acıyor. Ve her geçen gün yeni şehit haberleri geldikçe öfkem artıyor bu kanı akıtanlara ve bu kanı durdurmakta başarısız olanlara.

06 Haziran 2010 Pazar

ÇAMAŞIRLARDAKİ LEKELERE SON

Ne zamandır yazmayı beklettiğim bir post bu. Artık biriktirmek yok aklıma geleni o anda yazacağım.  Fikrimühim kampanyasında gönderilen Domestos Açık Renk Çamaşırlar için Hijyenik Leke Çıkarıcı'nın paketini ilk aldığımda çok birşey beklemiyordum açıkçası. Bugüne kadar bir çok leke çıkarıcı denemiş hemen hepsinde de hayal kırıklığına uğramıştım.  Bir de ürün miktarının paketin nerede ise yarısına gelecek kadar  az olması da moralimi bozmuştu. Tüketiciyi kandırmaya çalışıyorlar diye düşündüm. Ama sonradan  firmadan paketin ürün miktarına göre büyük olmasının, ürünün leke çıkarıcı özelliğinin korunması için gerekli olduğunu öğrendim.


Ürünü denemek için eskiden lekelenmiş ve lekeleri bir türlü çıkmamış olan eşime ait bir kaç gömlek,  mürekkep lekeli üniforma, çamaşır ve bir kaç lekeli yastık yüzünü makinaya yerleştirdim. Deterjana yarım ölçek leke çıkarıcı ekledim ve 35 dakikalık, 40 derecelik en kısa programı seçtim. Ve sonuç muhteşem. Tüm lekeler çıkmış, çamaşırlar pırıl pırıl parlıyor.  Hijyenik olması ise apayrı bir güzellik. O günden bu yana önüme gelen herkese tavsiye ediyorum. Annem ve kızkardeşlerim aldılar bile. Benim kullandığım ve özellikle tavsiye ettiğim toz olanı marketlerde 7,5 TL civarında satılıyor. Henüz halı ve koltuklardaki lekeler için denemedim ama olursa evimde şahane bir leke çıkarıcı var. :) Ürünü herkese kesinlikle öneririm.

05 Haziran 2010 Cumartesi

LOKUMLU BİSKÜVİ...

Yiyeceklerin anıları tetiklediğine inanırım. Mesela her erik yediğimde kızkardeşimin daha üç yaşındayken  köydeki erik ağacımızı sarsa sarsa erikleri düşürüp yemesi gelir aklıma, gülümserim :) Ki değişen birşey yok  30 yaşında hala bir erik canavarıdır kendisi.

İşte bisküvi arası lokum da taa çocukluğumdan gelen, o günleri hatırlatan bir lezzet benim için. Tüm gün koşturmuş oynamışım; üstüm başım toz kir içinde eve gelmişim... Öğle uykusundan uyanan annem elime bir lokumlu bisküvi tutuşturmuş. Bisküvimi tadı damağımda kala kala yiyip geri koşmuşum arkadaşlarımın yanına.
İşte eve elimde 200 gr lokumla gelip de resimdeki güzelliği hazırlarken bunlar geldi aklıma.  Lokumları ezerek  iki pötibör bisküvi arasına yerleştirdim. Ve lokumlu bisküvimi yerken o umarsız, kaygısız, mutlu çocuk oldum yine...

01 Haziran 2010 Salı

YÜREĞİMDEN KAN DAMLIYOR...


Ben artık bu cinayetlere, gencecik çocuklarımıza ve vatanımıza yapılan kalleş ve haince saldırılara, şehit annelerini cenazelerin ardından göz yaşları içerisinde el sallarken görmeye ,acılı babaları tabutlara sarılırken görmeye DA-YA-NA-MI-YO-RUM.

İçim acıyor, yüreğimden kan damlıyor dünden beri. Onların acılarını en derinden yüreğimde hissediyorum. Şehitlerimize Allah'tan rahmeti ailelerine baş sağlığı diliyorum.
Ne mutlu TÜRK'ÜM diyene...

10 Mayıs 2010 Pazartesi

BİRİKENLER, BİRİKTİKÇE BÜYÜYENLER

Size de olur mu bilmem. Yapmanız gereken basit bir iş vardır. Ertelersiniz, sonra bir ikincisi çıkar. Hangisine başlayacağınıza karar vermeye çalışırken üçüncüsü, dördüncüsü. Sonra bir bakarsınız işler yığını arasında kolunuz kanadınız kıpırdayamaz hale gelmişsiniz. En basit iş bile o yığının içerisinde olduğundan kocaman görünür hani. İşte bu günlerde öyleyim. 

Mesela bankaya gidip basit bir şifre almam gerekiyor. Ama o yapılacak basit şey diğer önemli işler yığınının içerisinde olduğuundan gidemiyorum bir türlü. Onu mu yapsam, bunu mu, yoksa şunu mu derken geçiyor günler geceler ve ben yapılacaklar listesinden bunalıp kendimi bambaşka şeylere atıyorum. Ne bileyim twitter takılıyorum, evi temizliyorum, kitap okuyorum, internette işimle uğraşıyorum.Sahile gidip denizi seyrediyorum., yürüyüş yapıyorum ama kafam hep meşgul.Ve eve her geldiğimde ertelenenler yığınını daha da büyümüş görüyorum.

Bakalım bunun sonu nereye varacak. Hep birlikte göreceğiz.

OKYANUS SAKİNLERİ

  © Blogger template 'Sunshine' by Ourblogtemplates.com | Distributed by Deluxe Templates 2008

Back to TOP