1 Mart 2014 Cumartesi

KUZULAR BÜYÜDÜ...


Beni önceden beri takip edenler bilir. İlk gözağrım yeğenim Beril'e düşkünlüğümü, sevgimi. 2 yıl önce sevgim katlanarak çoğaldı. Allah diğer kardeşime de 10 yıllık çabalarının sonucunda bir evlat nasip etti. Resimdeki küçük cadı Ece. Beril'in kuzeni, benim tatlışım. Eskiden her fırsatta Adana'ya Beril'i görmeye giden ben şimdi Antakya'ya da Ece'yi görmeye kaçıyorum. Beril de ailesi ile Adana'dan geliyor. Kaymaklı ekmek kadayıfı oluyor :)

Beril artık 4,5 yaşında. Kreşe gidiyor. Güleryüzlü, mutlu, eğlenceli bir çocuk. Ece ise Nisan 26'da 2 yaşına basacak. Beril gibi o da çok güleryüzlü ancak daha zor kandırılıyor :) Beril kadar saf değil, tam bir cadı. Beril ablasına aşık. Onun resmine sarılarak uyuyor. Ve boğa burcu olmasından kaynaklansa gerek yemek yemeye bayılıyor. 

DERNIERE DANSE-INDILA

Hani bazı şarkılar vardır günde 100 kez dinler yine de bıkmazsınız ya. İste bu şarkı da benim için bugünlerde öyle. Bıkmaya çalışıyorum ama her dinlediğimde yine sarıyor, yine alıp götürüyor bir yerlere. 
Benim de koca bir şehire sığamadığım, önüme gelen her insan tarafından itilip kakıldığımı hissettiğim bir dönemim, içindekilerle beraber yok olmasını dilediğim bir şehir olmuştu bir ara. Belki de o yüzden bu kadar benimsedim Indila'nın Derniere Danse isimli şarkısını. Klibi her izlediğimde o günleri hatırlayıp şimdiki halime şükrediyorum. İzleyin. Ne demek istediğimi anlayacaksınız. 

11 Ocak 2014 Cumartesi

2014

Tembel blogger çalışkan twitterci olarak geçirdim 2013 yılını ... E buraya da birşeyler yazmak istedim belki aranızda neler yaptığımı merak edenler vardır diye.

2013 yılı biterken farkettim ne çok şeyi geride bıraktığımı. Yıllar geçtikçe insanlar üzülür, yaşlanıyorum diye...Ben her yeni yılda bir adım daha ileri gittiğimi, hayatın katlarında basamak basamak yükseldiğimi hissediyorum. Her çıktığım katta daha bir aydınlanıyor içim daha bir berraklaşıyor manzaram. Daha net görmeye başlıyorum bazı şeyleri. Sevdiklerimin sayısı artıyor vazgeçtiklerimin sayısı artmasına rağmen. Ve her vazgeçtiğim şeyin bıraktığı boşluğa daha iyilerini koymaya başladığımdan bu yana daha kolay vazgeçiyorum birşeylerden.

Kendimi seviyorum kendime değer veriyorum eskisinden çok daha fazla. Eskiden hiç söylemediğim "BEN" kelimesini şimdi daha çok kullanıyorum. Bencilce değil, değer verdiğim sevdiğim birinden bahsedercesine. Başkalarını mutlu etmek için uğraştığım yıllardan sonra kendimi mutlu etmek için uğraşıyorum artık. Kendime hediyeler alıyorum, şımartıyorum... Bu yeni BEN'i sevdim. 2014 yılında da bol bol birşeyler yazmayı diliyorum.

HUYSUZBALIK'tan Sevgiyle...
Esin... 

7 Ağustos 2013 Çarşamba

BAŞKOMUTAN...

Benim için 5 Ağustos'ta mahkemenin verdiği kararın hiç bir hükmü yoktur. Ata'ma verilen idam cezasının nasıl hükmü yoksa Silivri'de verilen kararlar da benim için aynıdır. Ve bugün bu kararları verenlerin verdirenlerin tarihteki yeri Atatürk'e idam cezası verenlerle aynı olacaktır...

Ve bu ordunun başkomutanı benim için hala İlker Paşa'dır...

UZUUUUUN BİR ARADAN SONRA MERHABA

Ne kadar çok olmuş yazmayalı. Bloğuma bile bakmamışım. Girmeye çalışınca hata verdi. DNS ayarlarını değiştirdim ve ancak girebiliyorum.

Ne kadar çok şey değişti hayatımda. En son Bursa'ya taşındığımı yazmışım. Bursa'da 1 yıl yaşadıktan sonra İstanbul'u özlediğimi farkettim. Tekstil sektörü de bana uygun değildi. Ama 1 yılda çok şey öğrendiğimi söyleyebilirim. Sonra bir anda yeni bir iş fırsatı çıktı ve yeniden İstanbu'a gelmeye karar verdim.

Şimdi Adana'da ailemle beraberim. Yeğenlerimin kahkahaları terapi etkisi yapıyor her zamanki gibi.

Bayramdan sonra 1 hafta mavi yolculuk ve sonrasında da İstanbul'da yeni işe başlıyor olacağım.
Ev taşıma vs vs bir sürü iş bekliyor beni. Bloglarınızı da sizleri de çok özledim.

Görüşmek üzere.

Esin...

14 Ekim 2012 Pazar

YENİ ŞEHİR YENİ HAYAT

Çok olmuş yazmayalı. Çok şey değişti hayatımda.

İstifa ettim, eşimden ayrıldım ve taşındım.

Artık Bursa'da bambaşka bir hayattayım. Toparlanınca yazacağım yine önerilerimi huysuzca paylaşacağım sizlerle

Sevgiler...

22 Mayıs 2012 Salı

MESNEVİ'DEN...

Okuyunca gözlerimi dolduran, yüreğimdeki tüm yangınlara ferah yağmurlar yağdıran bir yazı...
Dilerim size de aynı hisleri yaşatır. 

Yükselir ve alçalır yürek her tik takla. Ve genişleyip daralır. Bazen yükseklerde teyaran eder de, gün olur açamaz kanatlarını, yer kuşu olur. Daralan ve kendine büzülen yüreği neyle genişletmeli? Kabuğuna saklanan kaplumbağa ve dikenine yumulan kirpi gibi, bunalınca yürüdüğün yolda; nereye kaçmalı ve korumalı kendini hangi silahla?

Oturduğu odalara, yürüdüğü yollara, zamana sığmaz da bazen yürek, sıkışmış, daralmış bir göğüs kafesinde parmaklıklara vurarak çırpınmaya başlar. Göğsün daralması ne büyük bir koyu gece halidir insana. Yürek yaşadığı büyük sıkıntıyla hüzün şarkıları söylemeye başlar. Göğüs kafesi büyük bir baskı yapar kalbin üzerine. Öyle bir hapishane olur ki, duvarları gittikçe üzerine gelen, parmaklıklara geçecekmiş gibi kemikler çıtırdar. Gömleğin yakası açılır, pencere açılır, genişlik aranır bir nebze. Hallolmayan bir iş, ulaşamadığın bir netice, amacına ulaşmayan bir çaba, tıkanmış bir yol, bir kaybediş, bir mahrum kalış, bir sukut-u hayâl... Ve baskı altında sıkışmış bir yürek...

Bilirsin her kışın bir baharı, her gecenin bir neharı olduğunu. Ama gecede ışıksız kalıp, kışta üryan olup üşümekten kurtulamazsın yine de... Bu bir süreçtir. Bir mutluluk ve muvaffakiyeti satın almak için ödenmesi gereken bir acı bedel. Bir çile hali. Bir dua, yakarış hali. Bir yürek yakınlaşması en merkezinden Rabbine doğru.

Yazılacak yeni bir sayfaya, dizilecek yeni matbaa harflerine ve sunulacak yeni anlamlara hazırlık hali. Bir tohum çatlatma, filiz çıkarma sendromu. Aczini ve fakrını, gücünün yetmezliğini ve çaresizliğini ta ciğerinde duyup yüreğinin boş avuçlarını açma, dolmak ve doymak isteme hali. Karnın açlıktan zil çalması, yemek diye ağlaması gibi... Boşuna değildir bu yürek krampları, bu içsel sancılar, bu kasılma ve büzülmeler, bu yüreğin dışta susup içte feryat figan etmesi.

Kendinin her şeyinle yeni bir versiyonunu, biraz daha anlamış, biraz daha olgunlaşmış, biraz daha ibret almış ve hoşgörüsü, ‘Bu da geçer ya Hu’ su çoğalmış halinin ortaya çıkması süreci...

Evet oldukça hüzünlü, sıkıntılı, bekleyişli olur böylesi daralma zamanları. Tıpkı bahardaki güzel elbiseli, çiçek ve meyveleri bol, ellerini uzatıp herkese tebessümlü ikramları olan, dallarında kuşları sevgi dolu şakıyışlarıyla misafir eden, onlara yuvalık eden ağacın sonbahardaki hüzünlü hali gibi... Kuru kemikleriyle takır tukur, elbiselerinden soyunup üryan, boş ellerine kimsenin dönüp bakmadığı, dallarında kendini büyüten kuşların çoktan terk ettiği, etrafa sunacak iyi bir şeyleri olmadığı için hal hatırı sorulmaz olan, öksüz kalan, darülacezelik olan ağaçlar gibi...

Oysa sonbahar, bahar türküsü ve duasıdır. İnsan bittiği yerde başlar yeniden. Bu yürek daralması süreci bir bitiş ve yeni bir oluşuma hazırlanma sürecidir zira. Ne olursa olsun, ortaya eskisinden daha iyisi çıkacaktır mutlaka...

Güller açmış yerlerinin gün olup küle döneceğini görürsün de, küle dönmüş yanlarından yeni güller açacağını da hatırda tutarak, şimdiye dek böyle olmasının yine böyle olacağının delili sayarak, bu daralma ve inşirahlar bekleme süreçlerini yine de ümitle, şükürle geçirmeli insan. ‘Çilem mübarek olsun, gözyaşım helal olsun’ demeli... Zira acılar durduk yere çekilmez. Kalp boş yere atıp durmaz. Tik taklarıyla inip çıkarken vücudu besler tepeden tırnağa... İnmesi de çıkması da, daralması da genişlemesi de hikmetli ve faydalıdır. Orada hayat vardır zira...

Küle döndüysen, yeniden güle dönmeyi bekle... Ve geçmişte kaç kere küle dönüştüğünü değil, kaç kere yeniden küllerin arasından doğrulup yeni bir gül olduğunu hatırla... 

22 Nisan 2012 Pazar

23 NİSAN KUTLU OLSUN...


 "Bugünün küçükleri, yarının büyükleridir."
"Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı, bir mutluluk parıltısısınız! Memleketi asıl aydınlığa boğacak sizsiniz. Kendinizin ne kadar mühim, kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz."
      - Mustafa Kemal ATATÜRK 



HER GEÇEN GÜN DAHA ÇOK ÖZLÜYORUZ ATAM... 
 
 

28 Mart 2012 Çarşamba

BURALARDAYIM...

Dershanedeydim haftalardır. En son bir Adana-Antakya gezisi ile taçlandırdım haftasonumu. 3 güne sığdırmaya çalıştım tüm sevdiklerimi ve geldim... Şimdi harıl harıl sınava hazırlanmam gerek.
Arada uğrayıp birşeyler yazmak istiyorum çok özledim sizleri...

Sevgiyle kalın...

21 Şubat 2012 Salı

BÜYÜDÜM MÜ ŞİMDİ BEN?

Büyüdüm mü sahi ben?
Kocaman kadın mı oldum?
Rakama baksan kocaman, içimdeki pır pır eden kalbe baksan daha 5 yaşında gibi :)
Sırf nüfus cüzdanım 37 yaşında diye ben de öyle mi olmak zorundayım?
Yoksa pır pır eden kalbimin hala sokakta zıp zıp zıplayarak yürüyen ayaklarımın yaşında mıyım?

25 Ocak 2012 Çarşamba

NESTLE SAHLEP...

Çay kahve gibi içeceklerle hiç aram yoktur. Sahlebi ise ilk kez üniversitedeyken İstanbul'da kız kulesinin önünde içtim. O gün bugündür de sıcak çikolata ile birlikte en sevdiğim sıcak içecektir kendisi. O yüzden evimizden de eksik olmaz. Bozulmasın diye değişik markaların tek kişilik olanlarını alırken rafta Nestle Sahlep görünce  bir de bunu deneyeyim dedim. 


Ben sahlebi hep aynı kupa bardakta içerim. Diğerlerine göre bunun kıvamı daha az yoğun. Onun için sütü biraz daha az koymanızı tavsiye ederim. Tadı gayet güzel. Üzerine mis gibi tarçın ve birkaç tane de damla çikolata ekleyince tadına doyum olmuyor. 


PS: Resimlerin görüntü kalitesinin kusuruna bakmayın. Fotograf makinamda bir sorun var. Onun için IPHONE ile çektim resmi .

15 Ocak 2012 Pazar

KIRMIZIIIIIII...

Bildiğiniz gibi son 1 yıldır ev ve işyerim farklı şehirlerde olduğundan her gün şehirlerarası yolculuk yapıyorum ve bu yaklışık 3.5 saat sürüyor. Bu süreçte en iyi arkadaşım canım IPHONE'um. Ancak geçen hafta yazıldığım bir kurs yüzünden günde en az 4 saat kursun web sitesine bağlanmam gerekiyor. ve malesef IPHONE bunun için yeterli gelmiyor. Ben de bu yüzden taşıması kolay olan Netbooklara yöneldim. Her alışverişimde olduğu gibi günlerce araştırdım, kullanıcı yorumlarını okudum ve bu güzellikte karar kıldım. Diğer markalara göre özellikleri çok daha iyi. Fiyat performans oranı gayet güzel. Ben 679 TL'ye 12 taksitle PC GOLD'dan aldım.İncelemek için TIK TIK ...  Yanında 79 TL ye de Hırsızlığa, kırılmaya vs karşı sigorta satın aldım. Üstelik 1 yıl sonra bu ürünü geri vermek istiyorum dersem %40 kesinti ile ürünümü geri alma garantisi de var ki her şeyden çabuk sıkılan birisi olarak buna bayıldım.  

Her ne kadar mor renk favorim olsa da bazı renkler bazı markalara yakışır. Misal Peugeot Marka arabada şeytan kırmızısı, Nissan Quashqai'de ise beyaz renk daha hoş durur. Şurada yazdığım King marka mutfak robotunun kırmızı tonu en hoşudur. Samsung'un da en çok kırmızı rengini severim. Taa yıllar önce aldığım telefonumdan sırf bu yüzden vazgeçemiyorum. Orası burası kırılmış da olsa seloteyple sarıp yine de kullanmaya devam ediyorum.  Onun için netbook alırken olmazsa olmazlar listemin ilk başında KIRMIZI renk olması vardı. 
  • Kırmızı olacak
  • Ekranı LED olacak
  • Işıklı ortamlarda da görüntüler net olacak
  • Şarjı uzun süre dayanacak
  • Pili en az 6 hücreli olacak
  • Hard Disk en az 320 GB olacak
  • Kamerası olacak (Beril'le chat yapmak için) 
  • Fiyatı uygun olacak 
  • Bonus'a taksit yapacak
  • Çantama sığacak :) 
  • Ve bir dolu teknik detay

Ve işte tüm bu özelliklere uyan şekildeki yeni oyuncağımı bugün gittim aldım. İşletim sistemi Windows 7 Starter'ı hiç beğenmedim onun yerine XP kurarsam performası daha da artar diye düşünüyorum. Haftaya kursum başlamasını hevesle bekliyorum. Eğer bilgisayarla ilişkiniz profesyonel düzeyde değilse bu NETBOOK'u şiddetle öneriyorum.


31 Aralık 2011 Cumartesi

YENİ YIL DİLEĞİM...

Sevdiğim kim varsa, kendim de dahil, sevebileceğim herkes de dahil...
Sağlığı iyi olsun.Kalbi ritmini çalsın. Yanakları kiraz pembesi, dudakları bal olsun. Teni sıcak kalsın, enerjisi dışına taşsın. Ciğerlerinden nefes, midesinden gurultu, bacaklarından güç eksik olmasın. Kanı bol olsun, damarlarında dönüp dönüp dolaşsın.
Sevdikleriyle birarada olsun. Kolu kollarına değsin, gözü gözlerinin içine baksın. Lafları birbiriyle başlasın. Nesi varsa, bölüşücek biri olsun; nesi yoksa, bulup getiricek biri olsun. Bu birileri az ama öz olsun. Bazıları dünyada tek olsun. Sevgisinin tamamını harcasın. Harcasın ki, ona büyük bir miras kalsın.
Sevmekten bıkıp usanmayacağı biri olsun. Onun yeri ayrı olsun. Onu soysun, başucuna koysun ama yalan uydurmasın. O herşeyine, her haline tek tanık olsun. Bir hareketiyle güldüren, bir hareketiyle ağlatan olsun. Duyguların hepsi onda olsun. Kalbi buna teslim olsun. Bütün şarkılar onu anlatsın. Aşık olsun, sırılsıklam olsun. Kurumasın.



Yapmaktan bıkıp usanmayacağı bir işi olsun. Başarının gerçek adının bu olduğunu unutmasın. İbadet eder gibi, bu keşfini hergün yeniden kutlar gibi, onu yapıp dursun. Yaptıkça daha iyi yaptığını görsün. Daha iyi yaptıkça bunu başkaları da görsün. O başkalarının bunu gördüğünü, dış gözüyle görsün, iç gözüyle işine baksın.

Neşesi bol olsun.Kendini mutlu etsin, durduk yere neşelenmek nedir bilsin. İçinde birşey durup durup zıplasın. Duydukları, gördükleri onu gıdıklasın, kahkaha attırsın. Gürültü çıkarsın. Saçma şeyler söylesin. Çocuklukta en şımardığı ana, sık sık gidip gelsin. Nereye gidip geldiği bilinmesin.
Değiştirmek istedikleri değişsin.


İçte ve dışta, iyi günde ve kötü günde tadilat yapsın. Eskilerini atsın, ruhunu havalandırsın. Kapıda hep kamyonu dursun. Dilediği yere taşınsın. Kendinden taşınmak isterse, içindeki güç, dışındaki sevgi ona yardımcı olsun. Bileği, bütün alışkanlıklarıyla, bağımlılıklarıyla güreşsin.

Birşey ona sürpriz olsun. Günlerinden birgünü, bir pakete sarılı olsun. Açılınca, içinden hiç beklemediği güzel bir haber çıksın. Bu gün üçyüzaltmışbeş'ten herhangi biri olsun. Öylesine bir pazartesi, arkaya kavuşturduğu ellerinde, unutulmaz bir salı saklasın. Öyle tahmini mümkün olmayan birşey olsun ki bu, hayatın zekasını anlatsın.

Bir hayali gerçek olsun. Bir hayale gözünü yumsun. Peşinden koşup, onu sobelesin. Hayalini kendinden saklamasın. Bir çizgi filmde olduğunu, herşeyin mümkün olduğunu unutmasın.
Bu duayı okusun. Kendi sesiyle duysun. Duası gerçek olsun.
Her kelimesine şükretsin. Tek satırına nazar değmesin. Amin. :)
(Alıntı)

17 Aralık 2011 Cumartesi

VAN ALAKÖYDEYDİK...


Van Depremi olduğu günden bu yana o soğukta hiçbirşeyi olmayan evleri eşyaları hayatları o kerpiç yıkıntıların altında kalmış insanlar için birşeylr yapmak istiyordum. Dualarım kabul oldu ve İstanbul Yardım Grubu sayesinde ben de Van için oradaki canlar için birşeyler yapabildim. Artık ben de İYG gönüllüsüyüm.


Alaköy'e şu ana kadar 5 tır malzeme gitti, yakında yıkılan okul ek binası, cami ve sağlık ocağı inşaatları başlayacak. Ama hepsinden önemlisi artık oradaki çocukların yüzü gülüyor.  Hayatta insanı en çok mutlu eden şey bir başkasının yüzünde minicik de olsa bir gülümseme oluşturabilmekmiş. Hepsi birbirinden değerli gönüllü arkadaşlarıma ve İstanbul Yardım Grubu'na bana bu mutluluğu yaşattıkları için ve oradaki insanları unutmadıkları için çok teşekkür ederim.


İlk önce kurban bayramında ekip olarak gittiğimiz ve 3 gün kaldığımız Alaköy'e son gidişimizde çekilen videoyu buradan izleyebilirsiniz. 


İstanbul Yardım Gurubu kurucusu Sn. Osman Çarmıklı'nın Alaköy ve bizlerin görüntüleri eşliğinde 5N1K'daki programına da bu linkten ulaşabilirsiniz. 12:42 den itibaren ben de varım görüntülerde. Elimde kürekle ne yaptığımı soracak olanlar için :) Bayrak direği için çimento kardık onu taşıyorum.


20 Ekim 2011 Perşembe

ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ

24 subay 24 askeri araçtan indi boğazları düğüm düğüm. Yanlarında sağlık görevlileri. Ellerinde 24 Türk Bayrağı. 24 fakir evin kapısını çaldılar içleri titreyerek. Evlatlarından günlerdir haber alamayan, elleri yüreğinde bekleyen anneler, babalar, kardeşler açtı kapıyı. Çığlık doldu, acı doldu 24 şehidimizin evi, ailelerinin yürekleri...

Ve televizyonlarda bir askeri tören bile yapılmadı.İzletmediler, izlettirmediler bize şehitlerimizi.  Sakladılar... Galeyana gelmeyelim diye.  Bu fotograf ise eski Şehitlerimizden, canlarımızdan birinin. SÖZ BİTTİ... 



15 Ekim 2011 Cumartesi

EN SEVDİĞİM SALATA

Adana'ya gitmeden nerede ne yiyeceğimin listesini yapıyorum mutlaka. Orada kısıtlı geçirdiğim zamanımın hiç bir anı boşa gitmesin istiyorum. Özlediğim her lezzeti tadayım herkesi göreyim her yere gideyim derken zaman su gibi akıp gidiyor. 

Yazın gittiğimde annemler haydi balık yemeye gidelim dediklerinde planlarım sekteye uğradığı için isteksizdim biraz. "Karadeniz dururken Adana'da ne balığı" dedim artı benim canım kebap istiyordu. Ama fotoğraftaki salataları görünce ne kebap aradı gözüm ne başka bir lezzet. Balık da güzeldi ama salatanın yanında eşlik etti sadece. 

Aslında çok farklı bir şey yok içlerinde. Ama kullanılan her şey taze ve doğal olunca lezzet katlanıyor. Yukarıdakinde normal mevsim salata dışında sadece nane yaprakları var.Aşağıdaki salatada ise bolca roka, az domates, ince kıyılmış sarmısak ve üzerine gezdirilmiş nar ekşisi var.

Özellikle roka salatasını balığın yanına değişik bir lezzet arayanlara mutlaka öneririm.

2 Ekim 2011 Pazar

BERİL'İN 2. DOĞUMGÜNÜ

Pegasus'un kampanyaları sağolsun 3 ay önceden 25 TL'ye :) aldığım biletlerle gittim geldim Adana'ya. Gece gittiğimde Beriş uyuyordu. Kardeşimin eşi yerini bana verince gece ben anne ve kızı ile uyudum. Sabahın köründe beni yanında görünce "Eşla teyjem gelmiş Elegliden" dedi ki şok oldum nasıl bu cümleyi kurabildi minicik velet diye...Sonra annesi babası uyudu biz yeğenimle birbirimize doyduk.


Kahvaltı sonrası hep beraber balonları şişirdik ve salonu süslemeye başladık. Beril'in heyecanı muhteşemdi. Sürekli "eğlence başlasınnnn" diye zıp zıp zıplıyor şarkı söylüyor bir salona bir oturma odasına koşup duruyordu. Mutlu suratı aşağıdaki resimde görebilirsiniz :) 


Türk Bayrağı delisi olduğu için salonun bir tarafını bayraklı balonlarla, diğer tarafını da minik renkli balonlarla süsledik. Benim geçen yıl aldığım süsleri kardeşim kaybettiği için süs olayını çok abartamadık... Olsun böyle de sade ama güzel oldu. 


Bu arada bir yandan da annemin yaptığı patlıcan salata ve Adana usulü sarmısaklı köfteleri hazırlayıp masaya koyduk. Halası muhallebili şeftali jöleli pastasından yapmış babaannesi de börek getirmişti. Çeşit sayısı az am miktarı fazla olduğundan bol bol yetti. 


Doğumgünü pastasını kardeşim şeker hamurunu pek sevmeyen misafirler yüzünden Köse'den ısmarlamış. Geçen yıl İlkay teyzesinin yaptığı pasta kadar güzel ve özenli olmasa da Beril bayıldı. "Mun (mum) koyun üflicem" diye dolandı durdu ortada .

  
Sonra minik hanımı yıkadık elbisesini giydirip saçlarını taradık. Biz de misafirleri beklemeye başladık.Aşağıda Annemin kucağındaki sabırsız bekleyisi görülüyor :)


Kuzenleri halaları akrabalar arkadaşlar derken 30 kişiye yakın insanla beraber kutladık kuzumuzun 2. yaşını. Gelen herkesin elini öpüp başına koydu minik böcüğümüz. Büyüdüğünü bir kez daha gösterdi. Hep bir ağızdan İyi ki Doğdun Beril diye şarkılar söyledik. 

Sonra alkışlar eşliğinde pastasına üfledi. 

Pasta faslından sonra hediyeler açıldıkça bizimkinin ağzı kulaklarına vardı. Bir dolu yeni cicisi ve oyuncağı oldu. 

En çok da Ramazan Abisi'nin aldığı mikrofonlu orga bayıldı. Şarkı söylemeyi zaten çok seviyor tüm hünerlerini gösterdi gelenlere. İstiklal Marşından Ezan'a kadar çok geniş bir repertuara sahip olduğundan başımızı şişirdi ama olsun :) Resimdeki de benim hediyem. Hem mıknatıslı yazı tahtası hem de kalemle çizim yapabiliyorsun. Ertesi gün de bununla oynayarak geçirdi. 

İki günlüğüne de olsa ailemin ve Beril'in yanında olmak ve bu güzel günü paylaşmak çok güzeldi. Daha nice güzel günleri mutlu anları beraberce geçirmek ve hep mutlu olman dileği ile güler yüzlü güzel yeğenim benim.


Allah yüzünden gülümsemeni içinden Bayrak,Vatan, Millet ve Atatürk sevgisini hiç eksiltmesin inşAllah. 
 

 

29 Eylül 2011 Perşembe

BERİL İKİ YAŞINDA

Evet benim tatlı böcük fittirik yeğenim Beril artık 2 yaşında kocaman bir kız oldu :) İlk resim burada. Fotoların geri kalanı ve ayrıntılı yazı haftasonu ...

10 Eylül 2011 Cumartesi

NEREDE KALMIŞTIK?

Yaklaşık 7 aydır şehirlerarası otobüsle işe gidip geliyorum. Ev Ereğli-iş Düzce'de ve işyerinde blogları ziyaret şansım malesef yok. Eve geldiğimde uyumadan önce tüm işlerimi halledecek sadece 3 saatim kaldığı için fırsat bulup da bloglarınızı dolaşamıyorum. Sizleri çok özlüyorum. Sanırım biz İstanbul'a dönene kadar da bu böyle devam edecek. 

Tembelleştim mi yazma konusunda? Aslaaa. Yazmak benim hayatımın çok çok önemli bir değeri ve bunu bırakmam mümkün değil. Otobüste okuması kolay olduğu için sürekli twitterdayım. 3186 kişilik harika bir follower grubum var. Onlarla yazışmasam şimdiye kafayı yerdim herhalde. Sayelerinde yolun uzunluğunu hissetmiyorum bile.Bir çok insanın dayanamayacağı bir şeyi eğlence haline getirebildiğim ve mutluluğu hala içimde taşıyabildiğim için kendimle gurur duyuyorum.


Bunun haricinde hayat güzel gidiyor. Yeğenim Beril büyüdü.Haftaya 2. yaşgününü kutlayacağız ve ben de Adana'da olmak için biletimi aylar önceden ayırttım. Veeee asıl güzel haber bir yeğenim daha geliyor. Diğer kızkardeşim Aslı da 5 haftalık hamile.İnşAllah o da sağlıkla bebeğini kucağına alır. Ve de bebek isteyen herkes bu mutluluğu tadar umarım. 


Hani yıllar önce leyleği havada görmüştüm ya, bu yıl yine uzun uzun baktım göç eden leyleklere. Seyahat olayını seviyorum ve devam etsin istiyorum :) Fırsat buldukça Adana'ya haftasonu kaçamakları yapıyorum, Ereğli ve çevresini keşfediyorum, yeni arkadaşlar ediniyorum, yeni lezzetler tadıyorum, balkonumun muhteşem manzarasının tadını çıkarıyorum.Veeeee....

Yeni postlarda görüşmek üzere blog dünyasına tekrar MERHABA diyorum.

14 Haziran 2011 Salı

EV HEDİYESİ

Kızkardeşim ve eşi bir kaç hafta önce minik yeğenimle beraber yeni evlerine taşındılar. Her ne kadar evdeki eşyaları götürülürken Beril'in morali bozulsa ve ağlasa da yeni evdeki avizeler ve etrafında yanan mavi led ışıklar moralini çabucak düzeltti. Şimdi evini keşfetmekle meşgul... 


Evin ilk yatılı misafiri ben oldum. Böyle yeni ev alanlara evlenenlere gerekli gereksiz bir dolu hediye alınır ya; işte onu yapmak istemediğim için kardeşime sordum. Onun ihtiyaç listesinde saydıklarından birisini de ben almış oldum.


Resimdeki Primanova'nın (resim alıntıdır) Alize model Banyo Takımı. Kardeşimin gri-siyah tonlarındaki banyosuna ve koyu füme lake banyo dolabına çok çok güzel uymuş. Uymuş diyorum çünkü ben görmedim. Fiyatı en uygun E-Bristol diye bir internet sitesinde buldum. Bulmaz olaydım. 14 günde Antep'ten Adana'ya gidemedi şuncacık hediyem. Bir İstanbuldan yolluyoruz dediler bir Gaziantep'ten. Bir çizik var değiştiriyoruz dediler bir üreticiden temin edilemedi. Her aradığımda farklı bir kadınla konuştum ve hepsi de "Aaa bugün yolluyoruz onu merak etmeyin" diye cevapladılar. Ama bir türlü gitmedi hediyem. İlk taksidi kredi kartımdan çekildi biz hala hediyenin ulaşmasını bekliyoruz. Kardeşimle ve E-Bristol ile telefon konuşmalarımız nerede ise hediyenin fiyatına geldi. Ve sonunda müjdeli!!! haberi bugün aldık. Hediyem bugün itibarı ile banyodaki, E-Bristol ise asla alışveriş yapılmayacak siteler listesinde 1. sıradaki yerini aldı.

18 Mayıs 2011 Çarşamba

BAHARINI YÜREĞİNDE TAŞIMAK...

Kendi baharını yüreğinde taşımalı insan. Ne olursa olsun, hangi şartlarda yaşarsam yaşayayım, baharımı içimde taşıdığım sürece hiçbirşeyin, hiçkimsenin, hiç bir şartın beni yıpratamayacağını, üzemeyeceğini 35 yaşımdan sonra farkettim. Geç oldu ama güzel oldu :) 
Bazıları her çözüme bir problem, her durumda şikayet edecek birşeyler bulur. Ben problemlere çözüm bulmayı, ve bulduğum çözümlerle mutlu olmayı tercih ediyorum.Üstelik bu sadece beni değil çevremdekileri de mutlu ediyor. O zaman mutluluğum katlanıyor, ben de kanatlanıyorum :)  

Bildiğiniz gibi evim Ereğli'de,  işim ise Düzce'de. İşe gitmek için her sabah şehirlerarası yol yapıyorum. 4 ay önce bu işe ilk girdiğimde herkes "amaan o yola nasıl dayanacaksın, 2 gün sonra bıkar işi bırakırsın" dedi. İtiraf edeyim önceleri sabah 5'te uyanmak, akşam 7'de eve gelmek zor geldi. Sonra her şey gibi buna da alıştım. Ve tadını çıkarmaya başladım. Bu süreçte en etkili olan şey ise yol manzaramdı. 

Ereğli'den Düzce'ye giderken önce uzuuuun bir sahilden denizi izleyerek yol alıyor otobüsüm. Sonra  ormanların yeşillerin içinden kıvrıla kıvrıla giden dağ yoluna vuruyor kendini. Manzaraları izlerken sandviçim ve çayım eşlik etti bana. Bir de I-phone'um.Ve ben 4 aydır bu yolun hemen hemen her halini gördüm, çoğunu da resimledim.İşte o resimlerden bir demet... 

Güneşin doğuşunu da gördüm ...

Batışını da...


Sislerden önümü göremediğim de oldu...

Karlarla kaplı yollarda bu doyumsuz manzarayı izleyip işime saatlerce geç kaldığım da...


Baharın gelişini, ağaçların yeşillenmesini de izledim gün be gün...

Ve dışarıdaki mevsim ne olursa olsun elimde I-Phone'um, önümde çayım ve sandviçim, ve YÜREĞİMDE KENDİ BAHARIM oldu.Yüreğinize BAHARLAR gelmesi dileği ile. :)




OKYANUS SAKİNLERİ

  © Blogger template 'Sunshine' by Ourblogtemplates.com | Distributed by Deluxe Templates 2008

Back to TOP