Erbil'e gitmeden önce Irak denilince hala bombaların patladığı, güvenliği sıfır, Türkler'in pek sevilmediği, pkk denen katillerin korunduğu, terörün kol gezdiği bir ülke geliyordu aklıma. Ailem eşim ve ben fuar öncesi bu yüzden oldukça gergindik. Kendimi genelde önyargısız bir insan olarak görsem de, anladım ki Erbil'e giderken oldukça önyargılıymışım. Bu fuarın ve orada geçirdiğim 1 haftanın en büyük yararı bu önyargıları tamamen kırmış olarak ülkeme dönmek oldu.
Atlas Jet uçağı ile İstanbul'dan Erbil'e 2 saatte ulaşılıyor. Orada yaz saati uygulaması olmadığından saatler kışın bizimkinden 1 saat ileri, yazın ise saat farkı yok. Erbil'in tam 11 ismi var ve bunlardan en çok kullanılanı da Hawler. Biz de tur tarafından ayarlanan
Hawler Plaza otelde kaldık. Otel 5 yıldızın ikisini fazladan almış gibi görünse de :) oldukça konforlu ve güzel. Diğer tüm oteller gibi bunun da kapısında 24 saat silahlı nöbetçiler ve peşmergeler duruyor. Otelin Lübnanlıların çoğunlukta olduğu personeli ise son derece güleryüzlü, nazik ve yardımsever. Öğlen akşam sürekli et ve kebap yemekten gına geldiğinde otel personelinden sevgili Cynthia bana özel omlet bile yaptırdı sağolsun :)
Yemekler et ağırlıklı ve jumbo porsiyon büyüklüğünde. 1 kişilik kebap istiyorsunuz ve yanında koca bir tabak pirinç pilavı ile gelen devasa et parçasını bitiremiyorsunuz bile. Yemekten sonra tatlı adetleri yok onun yerine meyve ikram ediyorlar.
Bu arada gelirken almayı unutmuşum, pirinçleri çok güzel . Giderseniz özellikle Zeytun marka bir pirinç var onu almanızı tavsiye ederim.
Erbil'de Irak Dinar'ı geçiyor kredi kartı ise yok denecek kadar az yerde var. Bankacılık sistemi pek gelişmemiş herkes genelde peşin para ile çalışıyor. Bizim Türk olduğumuzu öğrenince genelde para almak istemiyorlar.
Şehrin tek büyük alışveriş merkezi Majidi Mall, nerede ise tamamen Türk markalar ile dolu. Etiketler Arapça olmasa kendinizi Türkiye'de sanabilirsiniz. Yeni açılacak başka alışveriş merkezleri için Türkiyedeki firmalar şimdiden sıraya girmiş durumda. Kriz döneminde Erbil, yatırım yapmak için gerçekten çok uygun bir yer. Özellikle kaliteli cafe ve restoran türü yerler açmak çok mantıklı çünkü varolanlar tıklım tıklım dolu.
Bir de Erbil Kalesi'nin hemen yanında bizim Eminönü ve Mısır çarşısı kıvamında bir çarşıları var. Buradan da baharat, kuruyemiş, kumaş, makyaj malzemeleri, sürme ve hediyelik eşya alabilirsiniz.
Yine kale yakınlarındaki dükkanlarda çok güzel antikaları çok uygun fiyata almanız mümkün. Ben de orada gördüğüm antika silahlarla resim çekildim. Havaalanından geçirmek sorun olmasa alırdım herhalde bir tane :)
KDV olmadığı için özellikle elektronik eşyalar ve arabalar Türkiye'ye göre oldukça ucuz. Bizim arkadaşların hemen hepsi Nokia E71 cep telefonu aldılar dönerken. Benzin 70 Cent. Süper benzin ise 1 dolar seviyesinde. Offff Türkiyem offff ...
Herkesin altında jeep var çünkü güzel bir jeepi 20-25 Bin Dolar civarına alabiliyorsunuz. Halkın özellikle tercih ettiği araba ise Toyota ve Nissan. Oradaki kalitesiz yağlara ve benzine en çok dayanan bu arabalarmış. Taksilerin hemen hepsi Toyota. Şekildeki jeep benim fuarda favorim olan Nissan Armada. Fiyatı 22000 dolar civarında.
Bu ise Erbil'de tamamen el ile üretilmiş bir araba. Fuarda en yoğun ilgiyi bu araç aldı. Resim çektirmek için kuyruğa girdi insanlar...
Erbil Halkı'nın büyük çoğunluğu Kürt, nüfusun geri kalanını Türkmenler ve Araplar oluşturuyor.Önce İran'la savaştan, sonra Saddam'dan, şimdi de Amerika'dan bunalmışlar. Tüm bu saçma sapan savaşların petrol yüzünden olduğunun farkındalar. Kiminle konuşsam: "Alsınlar petrolümüzü gitsinler tek bizi rahat bıraksınlar" modunda. Topraklarının altındaki değerli madde yüzünden ülkeleri basılan Avatar filmindeki Pandora halkına benzettim onları. Ya da bizim kurtuluş savaşı sırasındaki halimize. Tek dezavantajları onların bir Atatürk'ü olmaması.
pkk'yı sevene ise rastlamadım. Sherton Hotel'in önündeki bu bayrak Türklere bakış açısını yeterince anlatıyor sanırım. Öndeki yeşil-beyaz-kırmızı renklerdeki Irak bayrağı.Hemen yanında da Türk ve Birleşmiş Milletler bayrakları bulunuyor.
Şehir inşaat sahası görünümünde. Türk inşaat firmaları arı gibi çalışıyorlar. Oteldeki yataktan vitrifiyeye, marketlerdeki şampuanlardan meyve sularına çaylara kadar hemen her malzemeyi Türkiye'den alıyorlar. Mahmut Çaylarından bahsetmiştim aşağıdaki resimdeki de Ahmad Tea yani Ahmet çayları :) Ben yine de ilk aşkımdan vazgeçemedim dönerken herkese hediye Mahmut Çayı aldım ...
Bölge Halkı Sherton Hotel'e Şaraton diyor. Otele girişte dış kapıda görevlilerce çantalarınız didikleniyor. Hemen her otelde ve fuar girişinde bayanların çantalarını incelemek ve üstlerini aramak üzere bekleyen bayan polisler var. Bunların bizim güvenliğimiz için yapıldığını düşününce pek rahatsız olmadım açıkçası. Otelin bahçesindeki lokantada havuzdaki balıkları anında kesip ızgara yapıyorlar. Diklemesine ilginç bir ızgara şekilleri var. Öndeki tabaklar ise servise kadar soğumaması için ateşin yanında bekletiliyor.

Balığın yanına servis ettikleri "Nan" denen ekmek ise tandırda pişiriliyor benim resim çektiğimi görünce sıcak sıcak ikram ettiler şahane bir lezzeti vardı.
Fuarın sonunda havaalanında tatsız olaylar yaşasak da dönüşte uçağın camından görülen manzara herşeyi unutturdu.
Erbil'den kendime aldığım tek şey olan mavi şala ise Adana'ya dönüşte bakın kim el koydu :)