02 Mart 2010 Salı

DEĞİŞİM İYİDİR...

Son yazımın üzerinden günler geçti, bende hala tık yok. Sayfama her girdiğimde günlük ziyaretçi sayısını görünce bir vicdan azabı ve mahcubiyet duymaya başladım. Eve gelen misafire birşey ikram edememek gibi bir duygu bu. 

Nerelerde miydim? Bilgisayarımı yedekleyip formatladım. Hızımı alamayıp ürünün orjinalindeki Windows Vista'yı kurdum. Berbat bir işletim sistemiymiş ama şimdilik idare edeceğim . Onun üzerine, "madem bu kadar değişiklik yaptın hadi bir tane daha" diyip Firefox ekledim. Şimdi programlarımı kurma ve bilgisayarımı kendime özel hale getirme çalışmalarına devam ediyorum. Bu arada da bir merhaba diyeyim dedim. Sevgiler herkese.

25 Şubat 2010 Perşembe

KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN

22 Şubat 2010 Pazartesi

BUGÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM :)

Sabah yüzümü yıkarken aynada gördüğüm kadın "Ne 35' i yahu en fazla 27-28' inde  görünüyorsun" dese de takvimler öyle söylemiyor.  :) Yaş 35.

Yolun yarısı mı bilmiyorum ama yolun geçtiğim kadarını dolu dolu mutlulukla onurla keyifle yaşadım.Resimdeki küçük kızı elimden geldiğince mutlu etmeye çalıştım. Doğru ya da yanlış kendi seçimlerimi yaptım, kendi ayaklarımın üzerinde durduım. Geceleri yastığa başımı huzurla koyacak, sabahları gülümseyerek uyanacak bir hayat yaşadım. Fırtınalarda limana sığınmak yerine dalgalarla savaştım, güçlendim. Küçük şeylerden mutlu olup şükretmeyi, büyük sıkıntılarda sabretmeyi öğrendim. 


Ve dün gece saat 12'yi 1 geçe bir dilek diledim yeni yaşım için. Benimle birlikte muma üfleyip dileğime amin der misiniz lütfen?  :) 

19 Şubat 2010 Cuma

19 ŞUBAT'IN 37. YILI

Karlar altındaki bir köyün ahırdan bozma lojmanında, köylülerden birinin getirdiği tezekle yanan sobanın alevinde, o küçük deftere şunları yazmış: "Moralim çok bozuk. Kanaryam mektubuma cevap vermedi. Acaba bir gün evlenebilecek miyiz? O mutlu günler çok uzak geliyor... " 

Bugün o beklenen günün 37. yıldönümü. Fenerbahçe aşkından dolayı "Kanaryam" dediği annem bugün 37 . evlilik yıldönümünü kutluyor. Kutlamaların son 6 yılı babamsız olsa da, onsuz hayat çok zor gelse de hepimize;biz yine de biliyoruz o köyde olduğu gibi, uzakta da olsa yine sevdiğini annemi. Son anında söylediği gibi.  

Ben de buradan evlilik yıldönümlerini bir kez daha kutluyor ve diyorum ki sevgili anneciğim ve babacığım iyi ki evlenmişsiniz. İyi ki bulmuşsunuz birbirinizi ve iyi ki gerçek bir aile nasıl olunur göstermişsiniz hepimize. Sevgiyle nice yıllara...

15 Şubat 2010 Pazartesi

İLK BAŞARILI EKMEĞİMİZ

Ekmek makinamız Brody gecikmeli de olsa sonunda geldi. Gerçi Hepsiburada.com yanındaki hediye bıçağı yollamamış ama ne yapalım bir dahaki alışverişlerimde değerlendireceğim bunu ben de.

Brody Çarşamba akşamı geldi; bizde bir heyecan bir heyecan. Kullanma kılavuzunu okuduk, temel ekmek malzemelerini yerleştirdik, arkadaşlarla her Çarşamba yaptığımız gibi balık yemeye gittik. Geldiğimizde heyecanla makinaya koştuk ve karşımızda pişmemiş bir hamur bulduk. Kapağı açınca da hamur içine çöktü.Bir çizgi filmde Pepe'nin söylediği gibi "Üzüntü ve muz kabuğu" :( Ondan sonra yaptığımız 4 ekmek de aynı kaderi paylaştı. Ya hamur oldu, ya da taş gibi. Biz artık ümidi kesmişken koca son bir deneme yaptı kabuk ayarını açık seçerek. Ve sonunda şekildeki harika ekmeği elde ettik.

Şimdi hemen her sabah misler gibi ekmek kokusu ile uyanıyoruz. Kahvaltıda sıcacık ekmeğimizi içerisinde ne olduğunu bilmenin rahatlığı ile yiyoruz. Ekmeğin tarifi ise aşağıda. 

TEMEL BEYAZ EKMEK

Malzemeler aşağıdaki sıra ile eklenecek:  
1 + 1/8 cup su (ılık su kullanmak gerekiyor)
2 çay kaşığı tuz
2 çorba kaşığı şeker
2 çorba kaşığı sıvıyağ (sızma zeytinyağ kullanıyoruz)
3 cup un (baklavalık un ve normal un karşımı kullanıyoruz) 
2 çay kaşığı maya (Pakmaya kullanıyoruz)

"1" numaralı programda ekmek büyüklüğünü "700 Gram" ve kabuk rengini "açık" seçiyor makinayı çalıştırıyoruz. Ve 3 saat sonra sıcacık ekmeğimizi afiyetle yiyoruz.

07 Şubat 2010 Pazar

HEPSİ ORADA DEĞİLMİŞ :)

Hepsiburada.com 2 Şubatta ısmarladığım ekmek makinasını tedarik sürecinde olduğu gerekçesi ile halen teslim edemedi. Demek ki neymişşşş  hepsi orada değilmiş :) Bir kısmı da üretici firmadaymış. Bu arada kampanya sona ermiş makinayı da 104 TL yapmışlar. Neyse en azından ucuza aldım diyip sevinebilirim :) İmza : Polyannabalık...

04 Şubat 2010 Perşembe

EKMEK MAKİNASI BRODY VE KAMPANYA

Irak ve Adana seyahatlerimi tamamladım ve sonunda Ereğli'deki evime, canım eşimin yanına döndüm. Şaka maka bir aydır dolaşıyordum. Gerçi dönüşüm maceralı oldu. Biletimi başkasına sattılar,önce bir minibüsle Pozantı'ya oradan da bir akrabamın arabası ile Ankara'ya gidip, ertesi gün de oradan otobüsle Ereğli'ye gelebildim ama neyse sonuçta buradayım :) Home sweet home...

Geldiğimin sabahı eşime işyerinden bir telefon geldi o da dolaptan koca bir tereyağ topağını  alıp benim şaşkın bakışlarım altında çantasına attı. Gizemli davranan koca sorguya çekilince işin aslı anlaşıldı. :)  Birlikteki arkadaşlarından birisi ekmek makinası almış. Bazen sabahları yaptığı ekmeği sıcak sıcak getiriyor, hep beraber kahvaltıda yiyorlarmış. Öyle bir iştahla anlattı ki ekmeğin tadını, kokusunu, yumuşaklığını; biz de almalıyız bu makinadan dedik. Hemen internette araştırmalara başladım ve Hepsi Burada'da resimdeki Sinbo 4705 model ekmek makinasında kampanya olduğunu öğrenince hiç zaman geçirmeden ısmarladım.Makina 10 taksitle 80 TL'ye geldi ki fiyatı oldukça uygun . Yanında da bir bıçak hediye ediyorlar. Bu kampanya son 790 ürün satılana kadar geçerliymiş. O yüzden ekmek makinası almak gibi bir niyetiniz varsa acele etmenizi öneririm.     

Şimdi makinamızın gelmesini dört gözle bekliyoruz. Eşim o kadar hevesli ki şimdiden arkadaşının kullandığı un karışımından tam altı kilo almış. Sanırım fırın açmak gibi bir planı var. :) Umarım evimizin bu yeni üyesi "BRODY" bize kilo aldırmaz. Bakınız evdeki eşyalara isim koymakla ilgili bir önceki yazım madde 6 :)

Ekmek makinası kullanan arkadaşların tecrübe ve önerilerini bekliyorum. 

30 Ocak 2010 Cumartesi

MİM-HAKKIMDAKİ 7 İLGİNÇ ŞEY

Hayata Gülümseyin Bloğunun sahibesi sevgili ELVAN mimlemiş beni. Elvan'a teşekkür ediyorum ve geçiyorum cevaplara. Mimin konusu olan hakkımda 7 ilginç şey işte burada :)


  • Alışveriş kataloglarını ezberlerim. Tanıdıklar gitikleri yerlerden katalog toplar bana. Neyin iyisi nerede, kaça satılıyor bilirim ve ailede birisi birşey alacaksa mutlaka bana danışır. Gidip alamadığım katalogları internetten okurum. El arabası tekeri fiyatını bile bilirim. Ne için ne zaman gerekir bilmem ama fiyatını öğrenirim. Bir gün lazım olur belki ;) .

  • Tembelim benden ev hanımı olmaz. Ev işi yapmaya gelemem, çok çabuk yorulurum. Hasbelkader yapıyorken de bir odayı süpürür biraz dinlenir, sonra diğer odaya geçerim. Ama alışveriş yaparken ve yüzerken asla yorulmam. 8,5 saat kesintisiz mağaza gezmişliğim, sudan 5 saat çıkmamışlığım vardır.   

  • İnsanlarla çabuk samimi olur asla kin tutamam. Bana kim ne yapmış olursa olsun gelip "merhaba" dedi mi tüm yaptıkları unutulur. Sonra aynı kazığı yine yerim ama akıllanmam. Ailem de, eşim de bu özelliğime çok kızar.  

  • Rahmetli babam tarafından erkek çocuk gibi büyütüldüğüm için balık tutmayı, tüfek ve silah kullanmayı, futbol oynamayı çok iyi bilirim. Erkek gibi araba kullanırım. Reenkarnasyona inanmam ama varsa eski yaşamımda tır şöförü olduğumu zannediyorum :) 12 saat yol gider üstüne de koca bir alışveriş merkezi dolaşabilirim :)

  • Türkiye kıyılarında tam 14 kez mavi yolculuk yaptım. Hayatımın en mutlu zamanlarını güvertede kurulu hamakta yıldızların altında uyurken ve gece yakamozların arasında yüzerken geçirdim. Balayımızda bile  denizci eşimi zorla :) ikna ettim ve maviyolculuk yaptık. Hatta balayımızı sırf yıldızların altında olabilmek için güvertede 14 kişi ile birlikte uyuyarak geçirdik...    

  • Eşyalarıma isim veririm. Arabam, evdeki çiçekler, elektrik süpürgesi, bilgisayarım. Hepsinin birer adı ve cinsiyeti vardır. Eşim ve ailem tarafından ilk başta garipsense de sonra o eşyalar benim verdiğim isimlerle çağrılırlar.  

  • Rüyalarım uzuuuun ve film gibidir. Hemen her gece mutlaka rüya görürüm ve rüyalarım genelde çıkar. O yüzden yatağımın hemen başucunda koca bir rüya tabirleri ansiklopedisi bulunur. Her sabah uyanınca kendi rüyamı kendim yorumlarım. Bir de eşimin aklını okuyup içinden geçenlere yüksek sesle cevap verip onu şaşırtmaya bayılırım :)   
Kurallar gereği bu mimi 7 kişiye göndermek gerekiyormuş ama ben huysuz bir balık olarak bu mimi, yazımı okuyan herkese gönderiyorum .

26 Ocak 2010 Salı

TONYALI' NIN YERİ VE HAMSİ TAVA

İstanbulda 17 yıl, Zeytinburnu civarında da 5 yıl yaşadığım için oralardaki her sokağı her lokantayı bildiğimi düşünürdüm. O yüzden yıllardır Ankara' da yaşayan bir akrabam "Gel seni İstanbul'un en taze hamsisinin yapıldığı yere götüreyim" deyip de beni Zeytinburnu'nda bir balık lokantasına götürünce şok oldum. Ben nasıl bilmem burayı diye söylenip durdum.


Balıktan önce sadece kıvırcık marul ve doğranmış sarmısaktan oluşan bir salata geldi. Salata o kadar taze ve lezzetli idi ki balık gelene kadar salatayı bitirip ikincisini istedik.

Sonra mısır ununda az yağda kızartılmış, tabağa çiçek gibi dizilmiş güzelim hamsileri getirdiler. Hamsiler günlük oluyormuş ve asla donmuş balık kullanmıyorlarmış. Gerçekten de çok lezzetli çıtır çıtır bir balıktı. Kılçıklarını çıkarmadan lüplettik :)


Balığın ardından gelen sütle inceltilmiş limonlu sıcak helvanın tadını ise anlatacak kelime bulamıyorum. Gidip de yerinde yemek lazım. Fiyatları da oldukça uygun. Balık, salata, tatlı ve içecek dahil kişi başı 15 TL civarında hesap geldi. Tonyalı'nın yeri hakkında daha fazla bilgi almak için buradan web sitelerini ziyaret edebilirsiniz.


Adres: Sümer Mahallesi  Zübeydehanım Caddesi No:334 Zeytinburnu İSTANBUL
Telefon: 0 212 664 79 02

20 Ocak 2010 Çarşamba

OTOMOTİV FUARI ve ERBİL İZLENİMLERİM

Erbil'e gitmeden önce Irak denilince hala bombaların patladığı, güvenliği sıfır,  Türkler'in pek sevilmediği, pkk denen katillerin korunduğu, terörün kol gezdiği bir ülke geliyordu aklıma. Ailem eşim ve ben fuar öncesi bu yüzden oldukça gergindik. Kendimi genelde önyargısız bir insan olarak görsem de, anladım ki Erbil'e  giderken oldukça önyargılıymışım. Bu fuarın ve orada geçirdiğim 1 haftanın en büyük yararı bu önyargıları tamamen kırmış olarak ülkeme dönmek oldu.


Atlas Jet uçağı ile İstanbul'dan Erbil'e 2 saatte ulaşılıyor. Orada yaz saati uygulaması olmadığından saatler kışın bizimkinden 1 saat ileri, yazın ise saat farkı yok. Erbil'in tam 11 ismi var ve bunlardan en çok kullanılanı da Hawler. Biz de tur tarafından ayarlanan Hawler Plaza otelde kaldık. Otel 5 yıldızın ikisini fazladan almış gibi görünse de :) oldukça konforlu ve güzel. Diğer tüm oteller gibi bunun da kapısında 24 saat silahlı nöbetçiler ve peşmergeler duruyor. Otelin Lübnanlıların çoğunlukta olduğu personeli ise son derece güleryüzlü, nazik ve yardımsever. Öğlen akşam sürekli et ve kebap yemekten gına geldiğinde otel personelinden sevgili Cynthia bana özel omlet bile yaptırdı sağolsun :)



Yemekler et ağırlıklı ve jumbo porsiyon büyüklüğünde. 1 kişilik kebap istiyorsunuz ve yanında koca bir tabak pirinç pilavı ile gelen devasa et parçasını bitiremiyorsunuz bile. Yemekten sonra tatlı adetleri yok onun yerine meyve ikram ediyorlar.

                       
Bu arada gelirken almayı unutmuşum, pirinçleri çok güzel . Giderseniz özellikle Zeytun marka bir pirinç var onu almanızı tavsiye ederim.



Erbil'de Irak Dinar'ı geçiyor kredi kartı ise yok denecek kadar az yerde var. Bankacılık sistemi pek gelişmemiş herkes genelde peşin para ile çalışıyor. Bizim Türk olduğumuzu öğrenince genelde para almak istemiyorlar. 


Şehrin tek büyük alışveriş merkezi Majidi Mall, nerede ise tamamen Türk markalar ile dolu. Etiketler Arapça olmasa kendinizi Türkiye'de sanabilirsiniz. Yeni açılacak başka alışveriş merkezleri için Türkiyedeki firmalar şimdiden sıraya girmiş durumda. Kriz döneminde Erbil, yatırım yapmak için gerçekten çok uygun bir yer. Özellikle kaliteli cafe ve restoran türü yerler açmak çok mantıklı çünkü varolanlar tıklım tıklım dolu.


Bir de Erbil Kalesi'nin hemen yanında bizim Eminönü ve Mısır çarşısı  kıvamında bir çarşıları var. Buradan da baharat, kuruyemiş, kumaş, makyaj malzemeleri, sürme ve hediyelik eşya alabilirsiniz.



Yine kale yakınlarındaki dükkanlarda çok güzel antikaları çok uygun fiyata almanız mümkün. Ben de orada gördüğüm antika silahlarla resim çekildim. Havaalanından geçirmek sorun olmasa alırdım herhalde bir tane :)

                       

KDV olmadığı için özellikle elektronik eşyalar ve arabalar Türkiye'ye göre oldukça ucuz. Bizim arkadaşların hemen hepsi Nokia E71 cep telefonu aldılar dönerken. Benzin 70 Cent. Süper benzin ise 1 dolar seviyesinde. Offff Türkiyem offff ...

                     

Herkesin altında jeep var çünkü güzel bir jeepi 20-25 Bin Dolar civarına alabiliyorsunuz. Halkın özellikle tercih ettiği araba ise Toyota ve Nissan. Oradaki kalitesiz yağlara ve benzine en çok dayanan bu arabalarmış. Taksilerin hemen hepsi Toyota. Şekildeki jeep benim fuarda favorim olan Nissan Armada. Fiyatı 22000 dolar civarında.



Bu ise Erbil'de tamamen el ile üretilmiş bir araba. Fuarda en yoğun ilgiyi bu araç aldı. Resim çektirmek için kuyruğa girdi insanlar...



Erbil Halkı'nın büyük çoğunluğu Kürt, nüfusun geri kalanını Türkmenler ve Araplar oluşturuyor.Önce İran'la savaştan, sonra Saddam'dan, şimdi de Amerika'dan bunalmışlar. Tüm bu saçma sapan savaşların petrol yüzünden olduğunun farkındalar. Kiminle konuşsam:  "Alsınlar petrolümüzü gitsinler tek bizi rahat bıraksınlar" modunda. Topraklarının altındaki değerli madde yüzünden ülkeleri basılan Avatar filmindeki Pandora halkına benzettim onları. Ya da bizim kurtuluş savaşı sırasındaki halimize. Tek dezavantajları onların bir Atatürk'ü olmaması.


pkk'yı sevene ise rastlamadım. Sherton Hotel'in önündeki bu bayrak Türklere bakış açısını yeterince anlatıyor sanırım. Öndeki yeşil-beyaz-kırmızı renklerdeki Irak bayrağı.Hemen yanında da Türk ve Birleşmiş Milletler bayrakları bulunuyor.
 


Şehir inşaat sahası görünümünde. Türk inşaat firmaları arı gibi çalışıyorlar. Oteldeki yataktan vitrifiyeye, marketlerdeki şampuanlardan meyve sularına çaylara kadar hemen her malzemeyi Türkiye'den alıyorlar. Mahmut Çaylarından bahsetmiştim aşağıdaki resimdeki de Ahmad Tea yani Ahmet çayları :) Ben yine de ilk aşkımdan vazgeçemedim dönerken herkese hediye Mahmut Çayı aldım ...



Bölge Halkı Sherton Hotel'e Şaraton diyor. Otele girişte dış kapıda görevlilerce çantalarınız didikleniyor. Hemen her otelde ve fuar girişinde bayanların çantalarını incelemek ve üstlerini aramak üzere bekleyen bayan polisler var. Bunların bizim güvenliğimiz için yapıldığını düşününce pek rahatsız olmadım açıkçası. Otelin bahçesindeki lokantada havuzdaki balıkları anında kesip ızgara yapıyorlar. Diklemesine ilginç bir ızgara şekilleri var. Öndeki tabaklar ise servise kadar soğumaması için ateşin yanında bekletiliyor.  


Balığın yanına servis ettikleri "Nan" denen ekmek ise tandırda pişiriliyor benim resim çektiğimi görünce sıcak sıcak ikram ettiler şahane bir lezzeti vardı.


Fuarın sonunda havaalanında tatsız olaylar yaşasak da dönüşte uçağın camından görülen manzara herşeyi unutturdu.  


Erbil'den kendime aldığım tek şey olan mavi şala ise Adana'ya dönüşte bakın kim el koydu :)

                                    

08 Ocak 2010 Cuma

İSTANBUL-IRAK- ERBİL ve MAHMUT ÇAY :)

Yeni yıl pek bir yoğun başladı benim için. Yazılarınızı okusam da ne bloglarınıza doğru dürüst yorum yapabildim, ne tariflerinizi deneyebildim, ne de bana yaptığınız yorumları cevaplayabildim. Şimdiden sonra kendimi affettirebileceğimi umuyorum.


Yeni yılın ilk iş günü koştur koştu İstanbul'a geldim. Aman nasıl da özlemişim ikinci memleketimi. Hepi topu 4 gün kaldım ve yetmedi tabi ki uğrayamadığım dostlarım ve gezemediğim yerler için tekrar gelmeyi düşünüyorum ilk fırsatta. İlk gün kendimi Eminönü'ne attım sonraki günler güzel dostlarla güzel buluşmalar, alışverişler ve işlerle geçti. Bu gezinin resimlerini sonra paylaşacağım.

Sonra koştur koştur havaalanı veeeeee şu anda da otomotiv fuarı için Irak Erbil'deyim. Ne alaka değil mi? Ben de öyle demiştim ilk duyduğumda :) Ama şu anda Irak'ta bir otel odasında bir yandan Türkmen tv deki "Mahmut" marka çayların komik reklamını izliyor bir yandan da bu yazıyı yazıyorum :)))

Hadi başlamışken reklamı da anlatayım  dayanamayacağım :
Saçlarını inek yalamış gibi taramış bir adam eşine "Ben annemle kahvaltı yapmaya gidiyorum akşama görüşürüz" diyor. Eşi de kızına kaş göz işareti yapıp çay koyuyor bardağa. Adam çayın kokusunu duyunca annesini arayıp "ben gelemiyorum anneciğim " diyor.  :) Reklamın sonu adamın Anneme en güzel hediye Mahmut Çayları demesi ile bitiyor :)))  

Mahmut Çayları Gaziantep menşeyli tamamı ihraç edilen bir çay ve Ortadoğu'da çok tutuluyormuş. Kimbilir belki dönerken alırım bir kutu :) O kadar reklam izledik değil mi? Web sitesi için buraya tık tık lütfen...

30 Aralık 2009 Çarşamba

YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN...

Hoşgeldin 2010. Arkasından konuşmak gibi olmasın ama senden önceki yıl resmen bir felaketler silsilesi şeklinde geçti. Burcumda dolaşan Satürn giderayak eziyet etti durdu. Neyse ki 17 yıl boyunca bir daha uğramayacak burcuma. Allah tekrarından ve daha beterinden korusun hepimizi.

İki kez işimden ayrıldım,
Yalancı, salak insanlara güvenip kazıklandım,
Hiç aklımda yokken eşimin tayini nedeni ile taşınmak zorunda kaldım,
Kardeşlerim düşük yaptı, 2 yeğenimi doğmadan kaybettim,
Bebek denemelerimiz sonuçsuz kaldı,
Maddi, manevi çok sıkıntılar yaşadım,
Tip2 diyabet hastası olduğumu öğrendim,
Geçen yılın üstüne 5 kilo daha aldım ve henüz veremedim,
Yıl boyu kendimi geliştirecek hiç birşey yapamadım,
Ve 2009'un bana attığı son kazık da dün hapşırığımı tutayım derken galiba kaburgamı kırdım. :(


2009 yılı'nın getirdiği tek güzel şey resimdeki şirinlik muskası yeğenim Beril oldu. Ben hepimize Beril kadar tatlı, güzel, umut dolu bir 2010 yılı diliyorum.


NOT: Berilciğe bu cici noel bebek kıyafetini FaceInHole sitesi sayesinde giydirdim. Siz de bu siteden sevdiklerinizin ya da sevmediklerinizin :)  yüzlerini değişik resimlere ekleyebilirsiniz.

24 Aralık 2009 Perşembe

KÖMBE-KEREBİÇ KALIPLARI

Kerebiç tarifini ilk kez 2004 yılında sevgili Hatice'nin Portakal Ağacı bloğunda gördüm . Sonra da Antakya Uzunçarşı'da kerebiç kalıplarını görünce dayanamayıp bir kaç tane aldım. Ben bir türlü kömbe ya da kerebiç yapamadım ama "kalıbı bulamıyorum" diyen bir çok arkadaşa kendi kalıplarımı yolladım. :))))  Sonra onların yerine  yenilerini aldım ve bu sayede sanırım 150 tane kalıp sattım. Tek sorun kargo görevlisine kutunun içinde takır tukur eden şeyin ne olduğunu anlatmak :)

Şimdi Antakya'ya her gidişimde bunlardan 15-20 tane alıyorum ve evde sürekli bulunuyor. Bu 4 desenin herhangi birinden almak isterseniz bana mail atmanız yeterli.

23 Aralık 2009 Çarşamba

TABAĞIMDAKİ SAĞLIK


Portakal, mandalina ve greyfurt dilimleri. Bir kış sabahında, güzel insanlarla paylaşılan güzel bir sofrada, Bolu Dağı'nın sisli puslu soğuk havasında içimi ısıtan, sıkıntımı dağıtan bu tabak geldi önüme. Dayanamadım resmini çektim bir gün paylaşmak üzere. Ve bugün sevgili Tijen'in sitesindeki elmayı görünce, sağlıklı bir ara öğün önerisi de ben ekleyeyim dedim sayfama. Bol vitaminli sağlıklı günler diliyorum ...

OKYANUS SAKİNLERİ

  © Blogger template 'Sunshine' by Ourblogtemplates.com | Distributed by Deluxe Templates 2008

Back to TOP